Kültürümüzde sırtlan ve eşek gibi bazı hayvanlar hakir görülür ve insanlar kendilerine bu hayvanların adıyla hitap edilmesini istemezken aslan, kaplan, kurt ve kartal gibi hayvanları ise asil ve güçlü görerek soyadı olarak bile alırlar. Aslında her hayvan yaratılıştan sahip olduğu kabiliyeti ile ekosistemde kendisine verilmiş rolünün gereğini yerine getirir.

Birçok futbol takımının, hava kuvvetlerinin ve bazı devletlerin kendilerine amblem olarak seçtiği kartallar varken leş yemekle meşhur, kel kafalı akbabalardan pek hoşlanılmaz ve amblem olarak seçilmez. Kartal asil görülüp yüceltilirken benzer bir kuş olan akbaba, leş yiyen, pis bir düşman gibi görülür ve sevilmez. Hâlbuki gerçek çok farklıdır. Akbabalar ekosistemin hayatiyetinin devamı, yeryüzünün temizliği ve bulaşıcı hastalıkların yayılmasını önleme gibi çok kritik ekolojik hususlarda oynadıkları rolleriyle vazgeçilemeyecek hayvanlardır.

Hepimizin bildiği gibi, tabiatı çöplük olmaktan korumakla vazifeli veya ekosistemin sağlık memurları olarak görülebilecek bu kuşların, en çarpıcı özelliği olan ölüleri yemesi, onların haksız olarak hakir görülmelerine sebep olmuştur. Hâlbuki bu hayvanlar yiyebilecekleri ölü hayvan buldukları müddetçe hiçbir canlıyı öldürmezler. Başka hayvanları öldürerek beslenen kartal, aslan ve kaplan; insanların sevdiği hayvanlar olurken akbabalar hakir görülür. Esprili bir ifade ile söylersek, katilleri asil ve yiğit görürken temizlikçileri hakir görmek, insanoğlunun enteresan bir tezadı olsa gerektir.

Evlerimizi inşa eden mühendislerin önemi, zelzeleye karşı can güvenliğimizi korumak üzere dürüst çalışmalarına bağlıdır. Akbabalar da diğer canlıların can güvenliği ile ilgili kritik önemde bir vazife yapmaktadırlar. Yaratılışının gereği olarak sağlıklı bir akbaba, asla yiyecek seçmez, her türlü hayvan cesedini yer. Her canlının tadacağı ölümden en çok istifade eden, akbabalardır ve gezegenimizde hayatî bir ekolojik boşluğu doldurmaktadırlar. Ekoloji uzmanlarının ifadeleriyle, dünyanın akbabalara ihtiyacı vardır. Mesleklerinde birer uzman olarak yaratılmış akbabalar dünyadan silinse yeryüzündeki hayvan cesetlerinin ortadan kaldırılmasıyla vazifeli bu kuşlar olmadığı için, yüz seneye varmadan ekosistemin ömrü biter denilmektedir.

Akbabaların ölmüş hayvanları yemesiyle, hayvanlar ve insanlar arasında salgınlara sebep olabilecek birçok hastalık kontrol altında tutulur. Akbabaların bol olarak bulunduğu bölgelerde ekosistemin sağlıklı olarak işlediği, ancak akbabalar ortadan kalktığı veya azaldığı için hastalıkların ve ekosistemde arızaların ortaya çıktığı konusunda gözlemler vardır. Akbabaların sindirim sistemi, hıyarcıklı veba, hayvanlarda ortaya çıkan viral hastalıklar, kuduz ve şarbon gibi dünyadaki diğer hayvanları ve insanları tehdit eden her türlü pislikten üreyen mikroplarla kolayca başa çıkabilecek bir yapıda yaratılmıştır. Bizim tiksinerek baktığımız hayvan leşleri ve pislikler onlar için çok iyi bir gıdadır.

Hastalıklardan Nasıl Korunuyorlar?

O cesetlerden alacağınız bir lokma çürümüş etteki mikroplar, bir insanı kolayca öldürebilecekken nasıl oluyor da akbabalara lezzetli bir gıda oluyor? Bu çok karmaşık bir biyokimyevî ve fizyolojik mekanizmayı gerektirir. Temel olarak akbabaların iki önemli korunma mekanizması vardır. Birincisi, sindirim sistemlerinden salgılanan enzimli mide sularının çok düşük pH’da olması, yani çok kuvvetli asitler olmalarıdır. Mide asitleri o kadar yakıcı ve eriticidir ki bir akbabanın yediği cesedin içinde, avcıların hayvanı öldürmek için attıkları mermi çekirdeği kalmışsa, salgılanan asitler bu kurşunu bile eritir ve asitle çözünmüş kurşun da akbabayı zehirler. Dolayısıyla avcıların vurduğu hayvan karkaslarındaki kurşun, akbabaların en zayıf noktasıdır denilebilir.

Çürüyen cesetteki toksik bakterilerin %60 kadarı bu dehşetli mide asidi içinde çözünerek parçalanır. Arta kalan mikroplar ise akbabanın bağırsağında takılır ve zarar vermez. Çünkü binlerce yıldan beri Kuddüs isminin tecellisi için yaptıkları vazifelerinin gereği olarak, Rabbimizin akbabalara ihsan ettiği müthiş immün sistemi sayesinde, bu mikroplara hastalık yapma izni verilmez.

Özel Koruma Tedbirleri 

Akbabalar vazifelerini yerine getirmek için gerekli anatomi ve fizyolojiye uygun bir donanımla yaratılır. Kafalarının tüysüz olmasının sebebi, cesedin üzerinde açtıkları deliklerden, kafalarını bağırsaklar, mide ve göğüs boşluğuna rahatça sokabilmeleri içindir. Bu şekilde kafaları, kan gibi vücut sıvıları ve bağırsak dışkılarından temiz kalır. Yağmur, çıplak derili kafadaki mikroplu pislikleri yıkar, güneş de az sayıda kalan mikrobu öldürür ve tüyleri kirlenmemiş olur.

Akbabaların çok kullanışlı bir korunma mekanizması da idrar yaparken ayaklarını dezenfekte etmeleridir. Bu dezenfekte işlemi bizim bildiğimiz gibi bol sulu bir idrarla yapılmaz. Zira kuşlarda su kaybını en aza indirmek için azotlu atıklar, ürik asit olarak, cıvık bir pelte gibi atılır. Ürik asit çok güçlü bir dezenfektandır. Leşin içinde gezerken her tarafı kan, irin, dışkı ile bulaşık bir mikrop yuvası olmuş ayaklarına yaptırdığı ürik asitli idrar banyosu, bacaklarında ve ayaklarında ne varsa temizler. Aynı zamanda sıcak havaya karşı bacaklarda bir serinliğe de vesile olur.

Akbabalar Niçin Canlı Av Yakalamaz?

Kartal gibi kuvvetli gaga ve pençeleri olmasına rağmen, akbabalar ceset buldukları sürece canlı av peşinde koşmazlar. Çünkü bir kartal, şahin, çaylak veya atmaca gibi yırtıcılarla mukayese edildiğinde, av yakalamada en önemli silahları olacak ayakları, bir tavuk ayağı gibi küçük ve zayıftır. Bu ayaklarını sadece yürümede kullanabilir. Avcı kuşların ayakları ise iri bir avı kavrayacak kadar güçlü ve tırnakları kanca gibi sivri ve keskindir. Akbabanın sadece gagası güçlü olup bunu da ölmüş bir hayvanın derisini delerek içini parçalamakta kullanabilir, fakat kartalın bir koyunu kaparak kaçırması gibi bir avcılık yapamaz.

Ölüleri Nasıl Keşfeder?

Akbabalar yiyeceği leşleri, keşif uçuşlarıyla fark edebilecek hassas duyulara sahiptir. Yiyeceklerini uçarken algılar. Ağır vücutlarını havalandırırken çok güç harcamamak için yüksek bir kayalığın kenarında, hafif bir rüzgâr esintisini bekler ve uçmak için bundan istifade eder. Ayrıca hava çok sıcak olduğunda, ısınan hava gökyüzüne yükselirken bu hava akımlarına binerek fazla bir güç harcamadan, neredeyse görünmez oluncaya kadar yükselir. Bazen saatlerce havada döner durur. Çok keskin koku duyusuyla bir taraftan da yeryüzünü tarar.

Kuzey Amerika’da yayılış gösteren hindi akbabası veya kırmızı başlı akbaba (Cathartes aura), 23 akbaba türü içinde beyinlerinin koku lobu en iri olanıdır ve en güçlü koku duyusuna sahiptir. Birkaç bin metre yükseklikten, çürüyen bir manda veya su aygırı cesedinin kokusunu alabilir. Kara akbabanın beyni, hindi akbabasından beş kat daha büyük olmasına rağmen, hindi akbabasının beynindeki koku lobu dört misli büyük, burun içindeki koku alıcı mitral hücre sayısı ise iki misli daha fazladır. Dolayısıyla kara akbabalar çok az koku alırlar, fakat her zaman birkaç yüz metre yukarıdan kırmızı başlı akbabaları gözleyip takip ederler. Hindi akbabası bir leşin kokusunu alıp inişe geçtiğinde hemen onu takip eden kara akbaba bulunan ganimete ortak olur. Kara akbaba daha saldırgan ve güçlü olduğundan kırmızı başlı akbaba onun yemeğe ortak olmasına pek ses çıkarmaz. Fakat bu durum kırmızı başlı akbaba için de bir avantajdır. Cesedi yerlerken başka bir saldırgan hayvan geldiğinde kara akbabalar savunma işini yaparak saldırganı kovalamayı becerirler. Bu durumda aralarında bir işbirliği vardır denilebilir.

Ekosistemdeki canlı ve cansız bütün varlıklar, ilahî kanunlara riayet ederek birbirleriyle el ele, omuz omuza verirler. En küçük bakteri, solucan ve böceklerden, balina ve fillere kadar her varlık, bir vücudun farklı uzuvları gibi, belli bir plan çerçevesinde, hep birbirinin imdadına koşmakta, birbirine yardım elini uzatmaktadır.

Akbabalar ortadan kaybolduğunda neler olduğuna dair bir örnek, 1990’lı yıllarda Hindistan’ın yaşanmıştır. Hindistan avcıları ve halkı, şuursuz bir düşmanlıkla, akbabalarının %95’ini öldürdü. Tabiatın dengesi bir kere bozuldu mu zincirleme arızalar başlar. Nitekim Hindistan’ın vahşi köpeklerinin sayısında büyük bir artış yaşandı. Yaklaşık 7 milyon yaban köpeğinin, 1992–2006 arasında Hindistan’da 48.000 kişiyi öldürdüğü tahmin edilen kuduz salgınına sebep olduğu düşünülmektedir. Akbabalar hayvan leşleriyle beslendiği için onlardaki hastalıklı etleri yayılmadan önce yediklerinden hastalıklar yayılmaz. Bu hastalıkların birçoğu diğer omurgalılar için ölümcüldür. Akbabalar hayvan leşlerine böceklerden bile önce gelerek hastalıkların bu böcekler tarafından yayılmasını engeller. Çürüyen karkaslardan kaynaklanabilecek hastalık sayısı çok fazladır.

Akbabaların kendi arasında bir hiyerarşileri vardır. Afrika ve Asya’da tür sayısı daha çoktur. Yukarıdan leşin yerini tespit eden bir Griffon akbabası veya kızıl akbaba (Gyps fulvus), sürü halinde, gökyüzünden leşi fark ettiklerinde, sürekli dönüşlerle yere inmeye başlarlar. Fakat mısır akbabaları (Neophron percnopterus) ve kargagiller (Corvidae), genellikle önce gelir ve leşin dil ve göz gibi daha yumuşak kısımlarını yerler. Ardından büyük kızıl akbabalar aynı bölgede toplanmak için farklı yerlerden gelirler. Birisi ölmüş hayvanın yaklaşık yüz metre kadar uzağına iner ve diğerleri çok çabuk onu takip eder. Hemen sonra aralarındaki hiyerarşiye rağmen geçici hâkimiyet için mücadele başlar. Birkaç küçük anlaşmazlık ve gözdağı gösterisinden sonra, diğerlerinden daha cesur bir akbaba, cesedin göbeğini açar ve bağırsakları yemeye başlarken diğerleri de üzerine çullanır. Ancak son gelenler, önce gelen hâkim kuş tarafından reddedilir. Boynunu ve başını gererek boyun ve omuz tüylerini dikerek ve rakiplerine karşı bir bacağını kaldırarak cevap verirler ve bazen korkutmak için kanatlarını açarak karşısındakine doğru atlarlar.

Hâkim durumdaki kuş beslenmeye başladığında, bilhassa kafasını leşin içine soktuğunda, hâkimiyetini uzun süre koruyamaz ve diğerleri cesedi yemek üzere üşüşürler. Gaga, boyun ve mide yapılarına göre farklı türler, cesedin farklı bölgelerine ağırlık verirler. Mesela sakallı akbabanın (Gypaetus barbatus) yiyeceğinin %85’i koyun, keçi veya sığır gibi leşlerin kalın kemikli toynakları ve kemik iliği iken başka türler, değişik iç organlarına saldırır. Bazıları daha çok deri ve tendon kısımlarını sindirebilir. Kafaları çok kanlanıp kirlenince yakında su varsa temizlenirler.

Nesilleri Tehlikede

Maalesef dünyamızın her konudaki bozulmasının bir tezahürü olarak nesilleri tükenme eşiğine gelen canlı türlerinden biri de akbabalardır. Bazı türlerin sayısı, 90 milyondan son 30 sene içinde 10.000’e kadar düşmüştür. Bu sayı artık nesillerinin tükenmesinin kritik eşiğine geldiklerini göstermektedir. Ekosistemin dengesinde önemi rolleri olan akbabaların yok olmalarındaki en önemli sebep, çiftlik hayvanlarındaki eklem hastalığı için kullanılan iltihap giderici bir ilaç olan diklofenak ile fakir çiftçilerin evcil hayvanlarını korumak için aslan ve sırtlan gibi hayvanlara kurdukları, içinde karbüforan zehri bulunan yemlerdir. Diklofenak ile tedavi edilen sığırlar veya karbüforanla öldürülmüş yırtıcı hayvanların cesetlerini yiyen akbabalar, böbrek yetmezliği veya zehirlenme sebebiyle ölmektedir. Akbabaların metabolizmalarında en tehlikeli mikropları bile öldürecek enzimler bulunduğu halde bu ilaçlara yapabilecekleri bir şey yoktur. Çok yaygın kurşun zehirlenmesi de akbabaları bitiren ikinci bir tehlikedir. Ayrıca elektrik hatları, rüzgâr tribünleri ve avcılar da ciddi bir tehlike arz etmektedir.

İnsanoğlu kirlettiği çevrede, sadece birkaç türe zarar verdiğini düşünmekle aldanmaktadır. Yeryüzündeki canlı ve cansız her varlığın, birbiriyle ağ şeklinde, girift bir ilişki içinde olduğu unutulmamalıdır. Yaratılışın hassas dengeleri fark edilmez ve çevreye yapılacak müdahalelerin getireceği riskler düşünülüp değerlendirilmezse potansiyel kıyamet senaryoları içine çevre felaketlerini de ekleyebiliriz.

Kaynaklar

Alicia Ault, Turkey Vultures Have a Keen Sense of Smell and Now We Know Why. www.smithsonianmag.com/smithsonian-institution/turkey-vultures-have-keen-sense-smell-and-now-we-know-why-180967599/

Bee-Elle, Why the World Needs Vultures. Vultures are so important for the survival of our ecosystems. www.huffingtonpost.com.au/bee-elle/why-the-world-needs-vultures_a_21897299/

Stefan Pociask, Why do vultures not take live prey? www.quora.com/Why-do-vultures-not-take-live-prey/answer/Stefan-Pociask.

 

 

Paylaş
Önceki İçerikSinede Izdırap
Sonraki İçerikRecâ