Deizm, eski Yunan filozoflarının miras bıraktığı akımlardan birisidir. Aristo’yla başlayan bu düşünce, heveslerine tabi olup istedikleri gibi yaşamak isteten, kulluk ve itaatten hoşlanmayanlara cazip gelmektedir.

Aydınlanmanın hız kazandığı Orta Çağ Avrupa’sında, skolastik düşünceye, aklı ve bilimi hafife alan din adamlarına bir tepki olarak yaygınlaşan deizm, vahyi ve peygamberleri göz ardı ve inkâr etti; ölüm ötesi hayat, yeniden diriliş, hesap ve mizanı reddetti.

Deistlerin yukarıda sıralanan hakikatleri kabullenmeyişi, Batılı birçok aydın tarafından eleştirilir. David Berman; John Leng, Matthew Tindal, Jeffrey R. Wigelsworth, Ernest Campbell Mossner, Richard Bentley gibi isimler, deizmi ateizm ile birlikte zikreder, birinin diğerinin ortaya çıkmasına yol açtığını dile getirirler.

Deistlerin vahyi inkârı, isim ve sıfatları bilinmeyen bir Tanrı’ya inanmaları, yine ateizme zemin hazırlar. John Leng, deistlerin kutsal metinleri inkârının, onları bu hususta ikiye böldüğünü, bu inkârın ise sadece ateizme yol açtığını ifade eder.[1] Matthew Tindal, meseleye, imanın pratik hayata yansımasından ibaret olan ibadet üzerinden yaklaşır ve bilinmeyen, bir Tanrı’ya ibadet etmenin ateizme çok yakın bir şey olduğunu savunur.[2] Jeffrey R. Wigelsworth, deistleri daha sert bir üslupla eleştirir ve genellikle onların dine en çok ilgisiz veya en kötü ateistler olduğu düşüncesini taşır.[3]David Berman’a göre, Anthony Collins, John Toland gibi deistler aslında ateisttirler.[4]

Richard Bentley, deizmi mutasyona uğramış bir virüs gibi görür. Materyalizmin, deizmin kilit yönlerinden biri ve ateizmin ilk adımı olduğunu belirtir.[5] Ernest Campbell Mossner, deizmin modern çağdaki ateizme zemin hazırladığını belirtir.[6] Hilmi Yavuz, deistlerin küllî iradeyi inkâr etmelerinin, bir tür ateizm olarak yorumlanabileceği kanaatini taşır.[7] Dr. Vezir Harman ise, deizmin son dönemlerde revaçta olma sebebini, ateizmin başarısızlığına bağlar.[8]

“Tanrı’ya inanıyorum” deyip Yaratıcının Rububiyet, Malikiyet ve Hâkimiyet gibi sıfatlarını kabullenmeyen bir deist, tabiattaki ve kâinattaki nizam, intizam, ölçü, ahenk ve yardımlaşma gibi hakikatleri, her baharda yeryüzünün yenilenmesini nasıl izah edebilir? Prof. Dr. İbrahim Turgut’un da dikkat çektiği gibi, deizm en az ateizm kadar tehlikelidir.[9]

Kâinatta cereyan eden harikulade hadiseleri Allah’ın sonsuz ilim, kudret, hikmet ve rahmetine bağlamayan bir deist, bütün bu olan bitenleri tabiata veya tesadüflere havale edecek ya da her şeyin kendi kendine olduğu zehabına kapılacaktır. Bu ise, Bentley’in de ifade ettiği gibi, materyalizmin deizm aracılığı ile ateizme evrilmesi anlamına gelmektedir. Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin ifade ettiği gibi, mevcudat Allah’a değil de sebeplere dayandırıldığı takdirde, âlemdeki pek çok unsurun ve sebebin, her bir canlının varlığına müdahalesini kabul etmek gerekecektir. Sinek gibi küçük bir mevcudun vücudunda çeşitli ve birbirine zıt sebeplerin kusursuz bir intizam, gayet hassas bir ölçü ve tam bir ittifak ile bir araya gelmesi, o derece akla ve mantığa aykırıdır ki sinek kanadı kadar şuuru bulunan bir insan, “Bu akıl dışıdır, olamaz!” diyecektir. Bir sineğin küçücük cismi, yeryüzündeki pek çok unsur ve sebeple alâkalıdır. Eğer o sineğin yaratılışı Kadîr-i Ezelî’ye verilmezse maddî sebeplerin onun yaratılışında bizzat hazır bulunması, küçücük cismine girmesi gerekir. Hatta cisminin küçük bir misali olan gözündeki bir hücreciğe girmeleri lâzımdır. Çünkü sebep maddî ise neticesinin yanında ve içinde bulunması şarttır. Şu halde, iki sineğin iğne ucu gibi parmaklarının sığmadığı o hücrecikte, âlemdeki temel unsurların ve tabiatın maddî olarak bulunup usta gibi çalıştığını kabul etmek gerekir. Sofistlerin en ahmakları bile böyle bir iddiadan utanır.[10]

Kur’ân-ı Kerim’de birçok âyet, kâinattaki nizam ve intizamı Allah’ın isim ve sıfatlarına bağlar. Hayata erdirilmeler, ölüme mazhariyetler, rızıklandırılmalar, değişim ve yenilenmeler, benzersiz, hiçten vücuda gelmeler; hep tevhid yörüngeli ele alınır ve biricik merci olan Hazreti Ehad’a irca edilir. Kur’ân, insanın ölümle yokluğa gitmeyip âhirette sonsuz bir hayata mazhar olacağını; her an korunup gözetildiği, onun kalbinden bile geçenleri bilen, dualarına icabet eden bir Yaratıcı ile muhatap olduğunu bildirir. Ruh ve hayat sahiplerinin, Hay ve Muhyi ismine dayandıkları, Kayyum ismiyle hayatlarının devam ettiği nazara verilir: “O’dur ki yeryüzünde her şeyi sizin için yarattı.”[11]; “O, gökleri ve yeri yoktan ve benzersiz şekilde yaratandır. O bir şeyi yaratmak isteyince ona sadece ‘Ol!’ deyiverir ve o şey de hemen oluverir.”[12];  “Asmalı ve asmasız bağ ve bahçeleri, onlardaki çeşit çeşit hurma ve ekinleri, renk ve şekil bakımından birbirine benzeyen ve benzemeyen zeytin ve narı icat edip size sunan O’dur.”[13]; “Onlara bir âyet de işte bu ölmüş arz, ona hayatı Biz verip diriltiyoruz.”[14], “Allah kullarından dilediğine bol bol rızık verir ve istediğinin de nasibini keser.”[15]; “Bana dua edin, size icabet edeyim.”[16]; “Göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah’ın bildiğini görmüyor musun? (Bilin ki) kendi aralarında fısıldaşan üç kişinin dördüncüsü O, beş kişinin altıncısı da yine O’dur. Bu sayı ister az, ister çok olsun, onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar O hep onlarla beraberdir ve kıyamet gününde yaptıklarını bir bir onlara bildirecektir. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir.”[17]

İmam Razi Hazretleri, âhireti tasdik etmek için marifetullahın olması gerektiğine, yani Allah’ı isim ve sıfatlarıyla vicdanen bilmenin lüzumuna dikkat çeker. Marifetullah nuru kalbden ayrıldığı zaman, manevî kalbin öleceğini ifade eder. Bedenin ölümün, manevî kalbin ölümünden daha kolay olduğunu belirtir. Zira ona göre, birinci ölümde kısa bir süre acı çekme ihtimali vardır, ama ikinci ölümdeki acı, ebedî olarak devam eder.[18] Bir deistin İlahî isim ve sıfatları ve imanın rükünlerini inkârı, marifetindeki noksanlığından kaynaklanmaktadır.

Deizm, insanın Allah’a olan intisabını zayıflatır, hatta bu bağı kopararak ateizme yol açar. Allah’ın sonsuz ilim, kudret ve iradesini kabul etmemek; vahyi ve peygamberliği inkâra götürür. Deizme panzehri, imanı tahkike erdirmek, marifetullah, muhabbetullaha ve ruhani zevklere ererek kullukla bütünleşmektir. Hakikî iman sahibi, bahtiyar bir insan, nihayetsiz cemal, kemâl ve ihsan sahibi Rabbini gerçek manada tanıdıkça O’na muhabbet duyar, O’nun rızası ekseninde yaşamaya gayret eder. Nefsini şımartmayıp Rabbinin terbiyesi altına girer ve iki cihanda huzur, sükûn ve saadete erer.

Dipnotlar

[1] John Leng, Natural Obligations to Believe the Principles of Religion, and Divine Revelation: In Sixteen Sermons (1730). Kessinger Publishing Co, 2008.

[2] Matthew Tindal, A Defence of the Rights of the Christian Church. London, 1709, s. 5, 10.

[3] Jeffrey R. Wigelsworth, Deism in Enlightenment England: Theology, politics, and Newtonian Public Science, Manchester University Press, 2009, s.7.

[4] David Berman,”Anthony Collins and the Question of Atheism in the Early Part of the Eighteenth Century,” Proceedings of the Royal Irish Academy, 75C (1975), 85–102.

[5] Richard Bentley, Remarks upon a Late Discourse of Free-Thinking, London, 1716, s. 14; R. J. White, Dr. Bentley: A Study in Academic Scarlet, London: Eyre & Spottiswoode, 1965, s. 234–235.

[6] Mossner, “Deism”, The Encydopedia of Philosophy, II, s. 332.

[7] Hilmi Yavuz, Alafrangalığın Tarihi, İstanbul: Timaş Yayınları, 2009, s. 52.

[8] Vezir Harman, “Kelâm İlminin Deizm Eleştirisi Bağlamında Akıl ve Âlem Tasavvuru”, Namık Kemal Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017, cilt: 3, sayı: 1, s. 13.

[9] Prof. Dr. İbrahim Turgut, Din Karşıtı Çağdaş Akımlar ve Deizm, Van: Ensar Neşriyat, 2017, s. 64.

[10] Krş. Bediüzzaman Said Nursî, Lem’alar, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 142.

[11] Bakara, 2/29.

[12] Bakara, 2/117.

[13] En’âm, 6/141.

[14] Yâsîn, 36/33.

[15] Ankebût, 29/62.

[16] Mü’min, 23/60.

[17] En’âm, 6/59.

[18] Fahruddîn Râzi, Tefsiri Kebir, Mefâtihu’l-Gayb. İstanbul: Huzur Yayınları, 2019.

 

Paylaş
Önceki İçerikYakıcı Niyaz