Uzun bir aradan sonra, mesleğimle ilgili, önemli bir konferansa katılmıştım. Arkaya yakın, orta sıralarda oturuyordum. Etrafımda konferansı düzenleyen üniversitenin öğrencileri olduğunu düşündüğüm birçok genç bulunuyordu. Konuşmacılar teker teker kürsüye çıkarken salonda alışageldiğimiz sessiz dinleyici profilinin aksine bir uğultu ve hareketlilik gözüme çarpıyordu. Bazı gençler, hem sunumları takip ediyor hem de tablet bilgisayarlarıyla sahnenin ve kendilerinin fotoğraflarını çekiyor, konu hakkında notlar alıp internetten paylaşımlar veya toplantıya katılamayan kimseler için canlı yayın yapıyordu. Aynı anda dinleme, yorum yapma, fotoğraf ve video paylaşma nasıl bir yetenek diye düşünürken salonda olduğumu unutup bu dinleyicilerin yaşındayken bu konferansa gelmiş olsaydım nasıl bir dinleyici olacağımı hayal etmeye ve nesiller arasındaki farkları düşünmeye başladım.

Aynı yaş aralığında, aynı sosyokültürel ve ekonomik şartlardan etkilenen fertlerin oluşturduğu gruba nesil denir. Genç ve yetişkin nesiller arasında birbirinden farklı özelliklerinin olması, yenilik ve değişimi kabul etme ve ona adapte olma noktasında farklılıklara yol açmaktadır ki bu durum “nesil çatışması” olarak bilinir. Var olmanın kaçınılmaz sonuçlarından biri olan değişimden, insanoğlu genellikle tedirgin olmuştur. Nesil çatışmalarının temelinde de bu korku ve tedirginlik yatmaktadır. İnsanoğlu, her dönemde, içinde bulunduğu şartlar ve nesil çatışmasından şikâyet etmiş, farklı olanı eleştirme tutumunu benimsemiştir. Çok eskiden beri nesil çatışmalarının var olduğunu düşündüren örnekler mevcuttur. Bunlardan biri, Platon ve Aristoteles gibi ünlü düşünürlerin, gençlerin kontrolden çıktığından, hadlerini aştıklarından, görgüsüzce yemek yediklerinden ve saygısız olduklarından şikâyet etmeleridir. M.Ö. 8. yüzyılda yaşamış olan Hesiodos ise, gençlerin umursamaz olduklarını, ileride ülke yönetimini ele alacaklarını düşündükçe umutsuzluğa kapıldığını ifade etmiştir.[i]

Farklı toplumlarda, aynı neslin fertleri arasında da farklılıklar mevcut olabilir. Mesela aynı dönemde, ABD’deki bir neslin fertleriyle Türkiye’deki nesil arasında farklı özellikler bulunabilir. Bu farklılıklar sadece ülkeler arasında değil, şehirler, hatta mahalleler arasında bile olabilmektedir.

Günümüz dünyasında, doğum tarihlerine göre gruplanan beş farklı nesil mevcuttur. Salonda dinleyici kitlesinin de çoğunluğunu oluşturduğu Z nesli (dijital kuşak) üyeleri, 21. yüzyılın ilk nesli olma unvanına sahiptir. 2000 yılından sonra doğan, internet ve mobil teknolojilerle daha bebeklik döneminde tanışan Z neslinin üyeleri, teknolojik aletleri çok kolay kullanabilen, internet yardımıyla sosyalleşebilen, sanal ortamlarda büyüyen, hız odaklı ve elindeki imkânları çabuk tüketen bir nesildir. Bu durum, dijital neslin aynı anda birkaç işle meşgul olabilme ve sıra dışı düşünebilme istidatlarını geliştirmiştir.

Eski nesillerin çok önem verdiği okuma alışkanlığını araştıran bir grup bilim insanı, Z nesline dâhil 4300 denek üzerinde gerçekleştirdiği bir araştırmada, bu neslin fertlerinin %96’sının, bilgiye erişirken okuma yerine video içeriği yayınlayan ve her türlü soruya cevap vermeye çalışan internet sitelerini tercih ettiklerini, bilgilerin doğruluğunu teyit etme ihtiyacı duymadıklarını ve doğru bilgiye ulaşma gayretlerinin yetersiz olduğunu tespit etti. Bilgileri görsel biçimde algılama ve öğrenmede önceki nesillerden daha yetenekli olan Z nesli üyelerinin %52’si, kitap okumanın gereksiz olduğu düşünmektedir.

Gelişen teknolojilerin fertlere erken yaşta para kazanma ve neredeyse sınırsız bilgiye ulaşabilme imkânı sağlaması, bu fertlerin bağımsız olma eğilimlerini artırmıştır. Çocuk yaşta YouTube yayıncısı veya aktivist olanların sayısındaki artış ve internet aracılığıyla para kazananların yaş seviyesinin düşmesi, bu bakımdan dikkat çekicidir.

Z nesli çevreye, insan ve hayvan haklarına çok duyarlıdır. Ülkeden ülkeye farklılık gösterse de genel olarak algıları açık ve kuşatıcıdır. Z neslinin akrabaları arasına farklı ırk ve kültürlerden yeni fertlerin katıldığına şahitlik edenlerin sayısı giderek arttığı için, taraf tutan değil, dünya vatandaşlığının gerekliliğini dikkate alan bir yaklaşım sergilemektedirler.

Alışveriş yapma konusunda da farklı bir tutum sergileyen bu neslin üyeleri, önce Pinterest, Instagram, Facebook ve YouTube gibi platformlarda farklı alternatifleri aramakta, WhatsApp gibi dijital bir ortam aracılığıyla, seçtikleri ürün için arkadaşları veya ailelerinden onay alma ihtiyacı hissetmektedir. “Gör, dene ve satın al” prensibi ile alışveriş yapan eski nesle göre farklılık arz eden bu durumu, Z neslinin %62’si, kendilerini dijital yolla daha rahat ifade ettiklerini söyleyerek normal karşılamaktadır.

Çalışma hayatına yeni başladıkları için bu konudaki tercihlerinin nasıl olacağı hakkında yorumlar yapmak şu an için zor görünen Z neslinin, özgürlük ve bağımsızlıklarına düşkün ve farklı gruplarla iletişim kurma ve hak arama konularında hassas olmaları, mesleklerinde ulaşabilecekleri başarıların habercisi olabilir.

Z neslinin konuşma dilinde dikkat çeken özellikler ise, İngilizce kelime kullanımı, argo ve jargona başvurma, gramer ve imla hataları yapmaya eğilimli olmalarıdır. Dijitalleşmenin dil kullanıma tesiri, sadece kendi kültürümüzde yetişen Z nesli için değil, farklı toplumlar için de söz konusudur. Bazı dilbilimciler, dillerin canlılara benzediğini, değişimin kaçınılmaz olduğunu ifade etmişlerdir.[ii]

Konuşma dili ve imla işaretlerinin eksik ya da yanlış kullanımı konusunda eleştirilen diğer nesil de Y kuşağıdır. 1980–1999 yılları arasında doğan fertlerden oluşan Y neslinin gençlik dönemi, her bir SMS’in ücretlendirildiği ve tuşlu telefonların kullanıldığı yıllara denk gelmiştir. Az kontör harcama, enerjiden tasarruf etme ve hızlı yazma maksadıyla mesajlarda kısaltmalar kullanmışlardır. Akıllı telefonların sık kullanılan ifadeleri hatırlatabilme ve yazılacak kelimeyi önceden tahmin edebilme özellikleri olduğu için Y neslinin ünlü harfleri yazmama modası kendiliğinden kaybolmuştur. Edebî dil kullanımından uzaklaşan Y ve Z nesilleri; televizyon, bilgisayar, akıllı telefon ve tablet karşısında daha çok pasif izleyici ya da dinleyici olarak zaman harcadıkları için, dil gelişimleri olumsuz yönde etkilenmiş ve muhatap olunan içerikle bağlantılı olarak değişime maruz kalmıştır.

Dünya nüfusunun yarıdan fazlasını Y ve Z nesilleri oluşturmaktadır. Y neslinin öne çıkan özellikleri, müstakil olmaya eğilimleri ve değişime mahrutî ve esnek bir bakış açısı geliştirebilmiş olmalarıdır. Y neslinin uyumsuz bir kitle olarak algılandığı, kendilerinden farklı düşünenleri acımasızca eleştirdikleri bilinmektedir. Bu durum hür olma eğilimlerinin yanında otorite tanımama özelliklerine de bağlanabilir. Bu nesil, adaletin tesis edilmesine özellikle önem verir, dolayısıyla muhatap oldukları otorite kim olursa olsun, kendilerini rahatsız eden bir durumla karşılaştıklarında hemen tepkide bulunurlar. İnançları uğruna ciddi bir adanmışlık sergileyen bu neslin üyeleri, çok çabuk bir araya gelip kendi doğrularını şevkle savunur. Gezi Parkı olaylarındaki katılımcı kitlenin büyük çoğunluğunu oluşturan Y nesli, bu olayları bir halk ayaklanması olarak görmediklerini, tam tersine demokratik bir hak arama gayreti olduğunu ifade etmişlerdir.

Nesil çatışmaları Y ve Z nesillerinden ziyade, sıklıkla X ile Y ve Z nesilleri arasında yaşanmaktadır. Y nesli, bir önceki X nesline göre farklılığının en çok hissedildiği nesildir. X neslinin fertleri kurallara uyumlu, disiplini seven, aidiyet duygusu güçlü, otoriteye saygılı, sadık ve çalışkanlığa önem veren bir nesildir. 1965–1979 yılları arası doğan bu neslin mensuplarının motivasyonları yüksektir ve gayret ettikleri takdirde hak ettikleri yere geleceklerine inanırlar. Bu nesil dünyaya gözlerini merdaneli çamaşır makinesi, transistörlü radyo, kasetçalar ve pikapla açmış, ancak yeni teknolojilere de ayak uydurmaya çalışmıştır. Disiplini seven bu fertlerin aynı anda birden fazla işle meşgul olma yetenekleri pek yoktur. Onları Y neslinden ayıran bu özellik, öğrenme ve öğretme faaliyetlerinde problem yaşamalarına sebep olur. Üniversitelerdeki öğretim elemanları çoğunlukla X ve bir önceki nesildir (II. Dünya Savaşından sonra doğan nesil). Bu nesiller, öğrencileri olan Y ve Z neslinin konferans salonundaki gibi davranışlarını; saygısızlık, tembellik ve işe yaramazlık olarak değerlendirebilir.

Amerika’da II. Dünya Savaşı sonrası, 1946–1964 yılları arasında doğan neslin (baby boomers) fertleri, işlerini kendi kendilerine yapmak zorunda kalmış ve devamlı üretmişlerdir. Hayatlarında zorluklar çektiklerinden çok çalışmayı önemserler ve savurganlığı sevmezler. İş sadakatleri ve kanaatkârlık en belirgin özellikleridir. Günümüzde yaşayan en eski nesil olan Sessiz Nesil, 1924–1945 yılları arasında doğan fertlerden oluşur. Türkiye’deki “Sessiz Nesil,” babaannelerimiz ve dedelerimiz, yani Cumhuriyet neslidir.

İnsanlar yaşları ilerledikçe tecrübe ve bilgilerine daha fazla itimat etmekte ve kendi kurallarına daha sıkı bağlanmaktadır. Bazen bu durum milliyet, cinsiyet, yaş ve statü gibi farklılıkların arkasına saklanarak gençleri kısıtlama, dışlama ve küçümseme gibi davranışlara sebep olabilir.

Aslında genç nesil kendi çağını yakalamada daha başarılıdır. Yaşlarının getirdiği merak, algılarının açıklığı ve öğrenme kapasitelerinin yüksekliği, onları her alanda daha girişimci, yenilikçi ve öğrenmeye istekli yapar. Değişimden korkan, yeni neslin özelliklerini kaygı ile karşılayan eski kuşaklar, yeni nesillerin özelliklerini reddetmeye veya değiştirmeye çalışarak nesil çatışmalarını önlemede ne kadar başarılı olmuşlardır?

X ve Y nesli mensubu ebeveynler olarak, temel ahlakî değerlerimize uygun bir şekilde hazırlamak zorunda olduğumuz yeni nesil için mevcut şartları nasıl değerlendirmeli, nasıl bir eğitim ve terbiye metodu uygulamalıyız? Doğru cevabı bulmak için vahye ve Asr-ı Saadete kulak vermek zorundayız. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) yetiştirdiği, insanlığın kaderine yön veren o dönemin kutlu nesilleri, özünde bugünün X, Y ve Z nesilleri gibi değil miydi?

[i] Toruntay, H. (2011). Takım Rolleri Çalışması: X ve Y Kuşağı Üzerinde Karşılaştırmalı Bir Araştırma. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı İnsan Kaynakları Yönetimi Bilim Dalı.

[ii] Frank, Roslyn M. (2008). The language-organism-species analogy: A complex adaptivesystems approach to shifting perspective on ‘language’: Roslyn M. Frank, RenéDirven, Tom Ziemke and Enrique Bernárdez (ed.).

Body, Language and Mind. Vol. 2. Sociocultural Situatedness, 215-262. Berlin: Mouton de Gruyter; Craig, D. (2003). Instant Messaging: The Language of Youth Literacy, The Boothe Prize Essays, 116.