Eski çağlarda bütün bilimler, felsefe çatısı altında toplanmıştı. Dolayısıyla bu dönemde metafizik, mantık, fizik ve matematik gibi temel bilimler de felsefenin şemsiyesi altında bulunuyordu. O dönemde bilimde, klasik mantığın ana yöntemi olan tümdengelim kullanılmaktaydı. Bu metot, varlığı bir bütün olarak ele almakta ve bütüne ait hükümleri parçalara uygulamaktaydı (Topçu, 2006).

Ortaçağ boyunca devam eden bu bilim anlayışı, modern bilimin habercisi sayılan Aydınlanmacı filozoflar tarafından şiddetli şekilde eleştirildi (Yerinde/Savaş, 2018: 18). Bu filozoflara göre, bilimlerde tümdengelimle doğru bilgiye ulaşılamazdı; asıl uygulanması gereken yöntem tümevarımdı (Öner, 1986: 104). Parçadan bütüne doğru akıl yürütme metodu olan tümevarıma göre (Lachelier, 1949: 3–4; Kazvini, 1301: 51), kâinattaki en küçük parçaları inceleyerek bütün hakkında hüküm çıkarmak gerekir (Hançerlioğlu, 1979: 397).

Aydınlanma Çağında, felsefenin çatısı altındaki bilimler birer birer ayrılmaya başladı ve her bilim ayrı bir disiplin olarak ortaya çıktı. Müstakil bir bilim haline gelen fizik, kimya, biyoloji, matematik, astronomi, tıp, hukuk ve sosyoloji, klasik felsefenin yöntemi olan tümdengelimi terk edip tümevarımı kullanmaya başladılar (Russell, 30). Modern Batı biliminde yaşanan ilerleme, yeni bir anlayış ve metotla gerçekleştiği için, klasik mantığa dayalı eski bilim anlayışı terk edildi (Öner, 1986: 165).

Din ve Bilim

Batı’da bilim anlayışının değişmesinin en önemli sebeplerinden birisi, bilim adamları ile skolastik anlayışa sahip Kilisenin çatışmasıdır. Bu çatışmanın temel sebebi, yeni bilim anlayışıyla yapılan keşiflerin, Kilisenin klasik bilgisine uymamasıydı. Yeni bilim anlayışı, bilimin kaynağı olarak yalnızca deney ve gözlemi esas almakta, otoriteyi (vahiy) ve sezgiyi kabul etmemekteydi (Gülen, 2001). Buna göre varlığın maddî yönü hakkında aklı kullanarak bir kısım sonuçlara ulaşmak “rasyonalizm” iken (Rodis-Lewis, 1983); deney ve gözlem gibi somut yöntemleri kullanmak ise “deneycilik” idi.

Varlık hakkında akıl yoluyla bilimsel sonuçlara ulaşılması, rasyonalist düşüncenin gereği oldu. Deney ve gözlem yoluyla bilimsel sonuçlara ulaşmak ise deneycilik düşüncesini oluşturdu (Ural, 1994: 1). Bilimde sezginin de bir yerinin olduğunu savunan sezgicilik düşüncesi de vardır. Gelinen noktada post modernist bilim felsefecileri, varlığın maddeye inhisar ettirildiği yukarıdaki gibi düşünceleri çeşitli açılardan eleştirdiler ve alternatif düşünceler geliştirdiler (Demir, 1992).

Bilimlerde Bütünlük

Klasik ilim düşüncesi ile modern bilim düşüncesi arasındaki temel farklardan birisi, kâinatı ve ilimleri bütüncül bakış açısı ile görme konusudur. Klasik ilim düşüncesi, tümdengelimi kullandığı için varlığı ve bilimleri bütüncül bir yaklaşımla ele alır. Buna karşılık modern Batı düşüncesinde varlığın her bir parçasının ayrıntılı şekilde incelenmesi amaçlanır.

Batı dünyasında klasik mantığa dayalı eski bilim anlayışı, kâinatı ayrıntısıyla inceleyemediği için, Ortaçağ’da ciddi bilimsel gelişmeler görülmemişti. Rönesanstan itibaren tümevarım yöntemi kullanılarak varlığın ayrıntılı şekilde incelenmesi ile fizik, kimya, biyoloji gibi modern bilimlerde önemli gelişmeler yaşandı (Çilingir, 2013).

İster fen bilimleri isterse sosyal bilimler olsun, bütüncül bir bakış açısı ile meseleler ele alındığında, daha doğru sonuçlara ulaşıldığı görülmektedir. Bütün bilimler iç içe geçmiş bütüncül bir bilginin farklı disiplinlerde ifadesidir. Bir hücre ile güneş sistemi arasında ve diğer sistemler arasında bağlantı olduğu için bütüncül bakış açısı ile bilimlere yaklaşmak zorunludur.

Bilim ve Kur’ân Arasındaki Bütüncül İlişki

Yaratıcı, varlık ve insan; ilimlerin ve felsefenin üç ana konusudur. Kur’ân ve varlık, Allah’ın iki farklı beyanıdır. Bu iki tarz beyan, aslında birbirini tamamlamakta ve yorumlamaktadır (Taslaman, 20). Kur’ân’ı anlamak için varlığın dili olan bilimleri iyi anlamamız gerekmektedir. Varlığı doğru anlamak için de Kur’ân’ı iyi anlamak gerekmektedir. Bu açıdan Kur’ân olmadan bilimleri (varlık) tam olarak anlamak mümkün olmadığı gibi bilimler olmadan da Kur’ân’ı doğru anlamak mümkün değildir. (Gülen, 2001).

Kuantum fiziğinde atom altı parçacıkların enerji ve madde olarak görünebildiğinin keşfedilmesinden sonra pozitivist ve materyalist düşüncelerde ciddi sarsıntı yaşandı. Bilimde metafizik konuların da yerinin olduğu tekrar düşünülmeye başlandı. Felsefenin bilimlere yol gösterici rolü yeniden hatırlandı. Bu çerçevede din-bilim çatışması yaşanmadan da bilim yapılabileceği anlaşıldı. Pozitivist ve materyalist düşüncelerin bilimdeki tekelci anlayışı sona erdi. Dine daha hoşgörülü yaklaşan bir bilim düşüncesi ortaya çıktı.

Bilim her ne kadar deney ve gözlem gibi metotlar kullanarak doğru sonuçlara ulaşma iddiasında olsa da bilimsel konular içerisinde metafiziğin önemli bir yeri vardır. Bir bilimsel çalışma, deney ve gözlem gibi somut yöntemlerin kullanılması aşamasına gelmeden önce metafizik alanlarda başlamaktadır. Zan, tahmin, varsayım ve teorilerle başlayan bir bilimsel çalışma, daha sonra somut sonuçlara ulaşmaktadır.

Pozitivist ve materyalist düşünceler de dâhil olmak üzere her düşüncenin bir metafizik yönü vardır. Her düşüncenin dayandığı bir felsefî altyapı bulunmaktadır. İslamî bilim anlayışının da metafizik kaynağı Kur’ân’dır. Dolayısıyla materyalist felsefeye dayalı materyalist bilim anlayışı ne kadar bilimsel ise, Kur’ân’a dayalı İslamî bilim anlayışı da en az onun kadar bilimseldir.

Kur’ân ve bilim aynı hakikatın iki farklı ifade tarzıdır. (Kırca, 2012: 9). Einstein bunu şu şekilde ifade etmektedir: “İlim bize yalnız olanların birbirine nasıl bağlı olduklarını ve birbirini kendi şartları altında nasıl bulundurduklarını gösterir. Olması gerekeni öğretmez. Hedefi din tayin eder. Fakat hangi vasıtalara başvurulması gerektiğini en geniş anlamda insan ilimden öğrenir. İlim, hakikati tamamıyla bilmek isteyenler tarafından kurulabilir. Fakat bu duygunun da kaynağı dindir. Bu derin imana sahip olmayan bir âlim tasavvur edemiyorum. Durumu şöyle ifade etmek mümkündür. Dinsiz ilim kör, ilimsiz din topaldır.” (Kırca, 1997: 37)

Sonuç

Batı’da din ve bilim çatışmasının temel sebebi, Kilisenin bilim adamlarına uyguladığı şiddetli baskıydı. Din ve bilim çatışmasından bilim adamlarının galip çıkması ile dinin bilim dünyasından çıkarılması süreci başlamış oldu. Batı medeniyetinin tesiri sebebiyle benzer bir durum Müslüman ülkelerde de ortaya çıktı. Ancak iki dünya arasında önemli farklılıklar olduğu için, Müslüman ülkelerde din ve bilim ayrışmasının yaşanması, dinin ruhuna uygun değildir.

Kur’ân, insan ve kâinat; anlaşılmayı ve keşfedilmeyi bekleyen üç kaynaktır. Mevcudatta anlaşılmayı bekleyen sırlar neredeyse sınırsızdır. Kur’ân, insan ve kâinat birlikte incelendiğinde daha doğru anlaşılabilmektedir. Bediüzzaman Said Nursî’nin “Kâinat mescid-i kebirinde Kur’ân kâinatı okuyor, onu dinleyelim” (Nursi, 2007: 33) sözü bu hakikate parmak basmaktadır.

Kaynaklar

Al-Attas, Syed Muhammad Naquib. (1989). “İslam ve Bilim Felsefesi”, çeviren: Mehmet Paçacı, İslami Araştırmalar, 3 (4), 165–187.

Çilingir, Lokman. (2013). Felsefeye Giriş, İstanbul: Elis Yayınları.

Demir, Ömer. (1992). Bilim Felsefesi, İstanbul: Ağaç Yayıncılık.

Demir, Şehmus. (2010). “Kur’ân’ın Bilimsel Verilerle Yorumlanmasına Eleştirel Bir Yaklaşım”, Tarihten Günümüze Kur’ân’a Yaklaşımlar, Ankara: Kur’ân ve Tefsir Akademisi.

Gülen, Fethullah. (2001). “İlim ve Bilim”, Prizma, fgulen.com/tr/fethullah-gulenin-butun-eserleri/132-Prizma/11577-fethullah-gulen-ilim-ve-bilim

Hançerlioğlu, Orhan. (1979). Felsefe Ansiklopedisi, c. 6, İstanbul: Remzi Kitabevi.

Kazvini, Necmeddin Ömer b. Ali. (H. 1301/M. 1884). Eş-Şemsiyye fi Kavaidi’l-Mantıkiyye, İstanbul: İsmâil Efendi Matbaası.

Kırca, Celal. (1997). Kuran ve Bilim, İstanbul: Marifet Yayınları.

Kırca, Celal. (2012). “Kur’ân ve Modern Bilim (İlişki Sahası-Sorunları)”, Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2012/2, (15), 7-34.

Lachelier, Jules. (1949). Tümevarımın Temeli Hakkında, İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.

Nursî, Bediüzzaman Said. (2007). Sözler, İstanbul: Şahdamar Yayınları.

Öner, Necati (1986). Klasik Mantık, Ankara: AÜİF Yayınları.

Rodis-Lewis, Genevieve. (1983). Descartes ve Rasyonalizm, İstanbul: İletişim.

Russell, Bertrand. (1969). Batı Felsefesi Tarihi, c. 3, Ankara: Bilgi Yayınevi.

Taslaman, Caner. “Kur’âni-Bilimsel-Teoloji, Bilimsel-Kur’âni-Teoloji ve Kur’âni-Ahenksel-Teoloji: Astronomi ve Fizik Alanından Örneklerle”, www.canertaslaman.com.

Topçu, Nurettin. (2006). Mantık, İstanbul: Dergah Yayınları.

Ural, Şafak. (1994). Bilim Felsefesinin Amacı veya Bilim Felsefesinin Felsefesi, Felsefe Arkivi, 29, 1–12.

Yerinde, Adem; Savaş, Ersin; (2018). Kur’ân-ı Kerim’e Göre Bilimsel Düşüncenin Temelleri, Ağrı İslâmi İlimler Dergisi, 2018 (2), 17–28.