Özel İslam Mektepleri, Osmanlı Devleti’nin buhranlarla dolu son döneminde açılmıştır. Devletin ve halkın krizlerden kurtulmak için arayış içinde olduğu bu dönemde eğitim, ciddi bir dayanak noktası olarak görülmüştür.

Islahat Fermanı (1856) her ne kadar azınlıklar ile Müslümanlar arasında eşitlik tesisi sağlar gibi gözükse de Müslümanlar, fermanda geçen “özel okul” kavramından bîhaberdir. Fermanın ardından, binleri aşan sayıda ve devlet okullarından daha fazla okul, Osmanlı yurdunda açılır. Devletin aldığı, mecburî Türkçe dersleri, diploma denkliği için devlet onayı gibi kararlar, okullar tarafından ciddiye alınmaz. 1893’te II. Abdülhamid’e sunulan bir raporda acı gerçek kaydedilir: Azınlıklar ve yabancılar tarafından açılan okullar, haklarında çıkarılan hiçbir kanuna riayet etmemektedir.

Okullar, güçlerini arkalarındaki büyük devletlerden almakta, hangi ülke tarafından kurulmuşlarsa o ülkeden maddî ve manevî destek görmektedir. Yahya Akyüz Hoca’nın yayımladığı bir arşiv belgesinde, dönemin Eğitim Bakanı Zühtü Paşa, “… eğitim müfettişleri okulun birisine gitmek isterlerse okula kabul edilmedikten başka; müdür, kurucu ve öğretmenlerin bağlı oldukları konsoloshanelere ve oradan elçiliklere başvurulması gerektiğini…” söylemektedir.

Eski eğitim kalitesinden uzaklaşan Anadolu’daki medreselerin kaderlerine terk edildiği, devlet okullarının faaliyetlerini güçlükle sürdürebildikleri göz önüne alınacak olursa yabancı okullar, Osmanlı ülkesinde rakipsizdir.

Devasa rakamlara ulaşan bu okullara alternatif olarak, bir avuç idealist Müslüman da kendi şehirlerinde bu tür eğitim kurumları açmayı düşünür.. Eğitim tarihimizde pek bilinmeyen “İslam Mektepleri” kavramı bu şekilde doğar.

30 Mart 1863’te kurulan “Cemiyet-i Tedrisiye-i İslamiye” adlı dernek, Türk eğitim tarihinin ilk sivil örgütlenme örneği olarak kabul edilir. Günümüzdeki adıyla Darüşşafaka, o dönemdeki adıyla Darü’ş-şafakatü’l-İslamiye (İslam’ın şefkat yuvası), ilk İslam mekteplerindendir. Parasız yatılı, özel statülü okul, 29 Haziran 1873’te, Yüzbaşı Mustafa Efendi’nin 54 öğrenciye verdiği ilk dersle öğretime başlar. 93 Harbi sonrasında gelen mülteci çocukların yerleştirildiği okul, daha sonra bu kimsesiz çocukların eğitimini de ücretsiz üstlenir. İslam mekteplerinin öğretmenlerinin fedakârlığı meşhurdur. Darüşşafaka mezunları, okul 1903’te Maarif Nezaretine devredilinceye kadar, kendi hocalarından gördükleri şekilde, mezun oldukları okulda ücretsiz öğretmenlik yaparlar.

Darü’ş-şafakatü’l-İslamiye’nin gösterdiği başarı ve yaptığı mühim işler, benzer niyet taşıyanları da cesaretlendirir. Bu dönemde, aynı maksatla bir araya gelen esnaf, öğretmen, imam, subay ve tüccar Osmanlı vatandaşları, dernekler teşkil ederek devletten destek beklemeden, masraflarını kendilerinin karşıladığı Özel İslam Mektepleri kurarlar, çünkü yabancı okul işgaline karşı vatanı eğitim ile korumak ancak bu şekilde mümkündür.

Özel İslam Mekteplerinin müfredatı, çocuklara hem İslamî ilimleri hem de Fransızca gibi yabancı dilleri iyi derecede öğretmek üzerine bina edilir. Bu okullar, Osmanlı Devletinin son döneminde Müslüman halkın mühim bir sosyal girişimidir.

Özellikle İstanbul’da sayıları artan bu mekteplerin zamanla birbirleriyle yarışır hale gelmeleri, eğitim açısından ümit vericidir. Özel İslam Mektepleri, Maarif Nezaretinin (Eğitim Bakanlığının) gözetimi ve denetimi altında faaliyet gösterir ve açılmaları resmî ruhsata bağlanır. Müfredatları devlet okullarıyla aynı olmakla birlikte farklı dersler okutmalarına da izin verilir. Öğrencilerin dinlerini öğrenmesi ve farz ibadetleri yerine getirmesi ana gaye olmakla birlikte Selanik ve Aydın’daki okullardaki gibi, ticaret ilminin öğretilmesi için de çeşitli dersler konulur.

Okullar; öğrencinin yatılı, yarı yatılı veya gündüzlü olmasına, gideceği sınıfa göre bir ücret politikası belirler. Kardeşleriyle gelen öğrencilere indirim yapılır. Kimsesiz ve zeki çocuklar ise idarî heyetin kararıyla ücretsiz eğitim görür.

Okullara halk büyük rağbet göstermiş, namı dış ülkelere kadar yayılmıştır. Rus topraklarında yaşayan Müslümanlar da çocuklarını bu mekteplerde okutmak için İstanbul’a göndermiştir.

Özel İslam Mektepleri devlet tarafından her zaman teşvik edilmiştir. Sadece II. Abdülhamid Dönemi’nde açılan okulların sayısı 40’a yakındır. İttihâd ve Terakkî dönemine gelindiğinde, eğitimde tecrübe kazanan ve kalitesini yükselten İslam Mektepleri, ilk kez gayrimüslim öğrenci kabulüne başlar.

Bir avuç idealistin hayalleriyle başlayan okullar, ülkenin en zor döneminde faaliyet gösterir; savaşlar ve ekonomik sıkıntılar sebebiyle çok çetin günler yaşar. Okullar; velilerden ücret alamaz, devletten yeterince maddî destek göremez ve büyük borç batağına saplanır. Okulların borçlarını kapatmak yine kurucularının himmetine düşer ve okulların kapanmaması için büyük fedakârlıklar gösterilir, ancak savaşların yıkıcılığı, Osmanlı’nın bu iyi niyetli sivil eğitim girişiminin de sonunu getirir.

Kısıtlı imkânlara rağmen bu okullar, Müslüman çocukların kendi kimliklerini korumalarını sağlamışlar, bulundukları bölgenin ileri gelenlerini yetiştirme vazifesi görmüşlerdir.

Bu topraklarda ilk Özel İslam Mektebinin açılmasından 100 sene sonra, yeniden okullar açılması gerekecektir. “Anadolu’daki ehl-i mekteb ve ehl-i medrese birbirine yardımcı olarak ittifak etsin.” diye anlatır zamanın dertlisi Emirdağ Lahikası’nda eğitim sevdasını. Daha önce adı “Medresetü’z-Zehra” diye konulmuştur bu sevdanın.

Hocaefendi de yapılması gerekenleri, “Mekteplerde en az diğer dersler kadar terbiye ve millî kültür üzerinde de durulmalıdır ki vatanı cennetlere çevirecek sağlam ruh ve sağlam karakterli nesiller yetişebilsin.” diye özetler. İslam Mekteplerinin İstanbul ve Selanik’ten sonra en çok rağbet gördüğü şehir olan İzmir’de açılır ilk Hizmet okulu.

Yamanlar Koleji, 10 Kasım 1982 tarihinde, 28 öğrenciyle öğretime başlar. Aynı yıl İstanbul’daki Fatih Koleji ve Bursa’daki Nilüfer Koleji hizmete açılır. Ertesi sene Ankara’da Samanyolu Koleji parıldar.

İslam Mektepleri gibi Hizmet okulları da fedakâr insanların bir araya gelmesi, dişinden tırnağından artırmasıyla kurulur, yürütülür. Hacı Kemaller, Pekmezciler, Sabri Ülkerler tarihe geçer, ama en çok da İzmir’in azimli ve fedakâr işadamlarının omuzlarında yükselir ilk okullar. Hocaefendi, birlikten kuvvet doğduğunu fiilen ispat ederek teşvik eder eğitim gönüllülerini.

Hizmet okulları, Anadolu’nun zeki ama imkânsızlık içindeki çocuklarına ümit olur. Kız çocukları da unutulmaz, onların güven içinde, inançlarına uygun şekilde, en iyi eğitimi almaları için çaba gösterilir. Ülke tarihinde ilk defa mütedeyyin ailelerin kızları için cazip bir alternatif oluşturulur. On binlerce kız çocuğu, bu okullarda eğitim alır. Maya İzmir’de çalınır, ama sonrasında bütün yurtta ve dünyada tutuverir. İlk açılan okullardan biri de Van’a nasip olur, Bediüzzaman’ın aziz hatırasını yaşatırcasına, Serhat denilerek.

1978’de kazanılmış bir bronz madalya dışında bilim olimpiyatlarında hiçbir esamesi okunmayan ülke, Hizmet okulları ile bilim olimpiyatlarında art arda madalyalar kazanmaya başlar. Çoğu zaman utanılacak konularda ilk ona giren memleket, dünya klasmanında ilk on içerisinde yer alır. 1985’ten itibaren madalya kazanmaya başlayan Türkiye, tarihinde bilim olimpiyatlarında ilk altın madalyasını 1993’te fizik alanında kazanırken haberlerde Hizmet’in ilk okulunun adı duyulur: İzmir Yamanlar Koleji. (Makale kaleme alınırken 2014’e kadar istatistikler görülmüş, nedense Hizmet okullarına zulümlerin başladığı 2014 yılından sonra, TUBİTAK internet sitesinde bilim olimpiyatlarına dair herhangi bir istatistiğe rastlanılmamıştır.)

Okullar, sadece bilim olimpiyatlarında başarılar elde etmez, aynı zamanda mesuliyet şuuruna sahip gençler yetiştirmeye, onları çağın amansız tuzaklarından korumaya çalışır. Mezun ettiği yüzbinlerce gencin akademisyen, sanatçı, sporcu, öğretmen, doktor, mühendis ve girişimci olmasını sağlar.. Gençlerle ilgilendiği kadar ailelerine de vakit ayırır. Bu satırların yazarı da bazı okulların, Ramazan aylarında, bulundukları beldedeki fakir ailelerin ihtiyaçlarını, onları rencide etmeden karşıladığına bizzat şahittir.

2014’ten itibaren başlayan saldırılardan Hizmet okulları da nasibini alır. Önce çocuklar alınır, gözyaşlarına aldırılmaksızın… Sonra belediyelerin akıl almaz kararları uygulanır: Bahçe duvarı sınırı 5–10 cm aşmış diye bütün duvar yıkılır. Amansız teftişler başlar, ardından da okullar, polislere alışır (!) hem de çocuklar ders görürken. Ülke tarihinde ilk defa, “kayyım” adı altında, binlerce eğitim kurumunun yönetimine, akla mantığa sığmayan bahanelerle el konulur. 2016 Temmuz’unda sahnelenen, dünya tarihinin en başarılı “başarısız darbe girişimi”nden hemen sonra, okullara fiilî saldırılar başlar. Azgın partizanlar, kaldırım taşlarıyla saldırır. Kimi okullar kundaklanmaya çalışılır. Çocuklarını bu okullara göndererek millî ve manevî terbiye almasını isteyen veliler bile “silahlı terör örgütü üyeliğinden” yargılanır.

Nefretle motive edilmiş yığınlarda sağlıklı düşünme melekesi kaybolur ve sürü psikolojisi ile saldırılar başlar. Hayatındaki bütün muvaffakiyetlerini, maharetli yalanlarına borçlu olanların son kandırmacasına kananlar, okullar yağmalanırken bunu “ganimet” görecek kadar eğitimden ve ahlaktan nasipsizdir.

Şimdilik Türkiye’de aktif olmayan Hizmet okulları, dünyanın farklı ülkelerinde, ortak evrensel insanî değerler etrafında gönül birliği yapmış eğitimciler, aileler ve öğrencilerin huzur soludukları birer kurum olarak insanlığın ortak geleceğine, saadetine ve kemâline hizmet etmeye devam ediyor.

Kaynaklar

Akyüz, Yahya (2008). Türk Eğitim Tarihi M.Ö. 1000 – M.S. 2008. İstanbul: Pegem Akademi.

Burak, Tarık (2019). “Aşık-ı Sâdık Fethullah Gülen Hocaefendi-35”, www.shaber3.com/yazar/tarik-burak/asik-i-s-dik-fethullah-gulen-hocaefendi-35/1335727/

Gülen, M. Fethullah. (2011). Çekirdekten Çınara. İzmir: Nil Yayınları.

Kodaman, Bayram (1988). Abdülhamid Devri Eğitim Sistemi, Ankara: Tarih Kurumu Basımevi.

Kurt, Songül Keçeci (2013). Özel İslam Mektepleri. İstanbul: Yitik Hazine Yayınları.

www.darussafaka.org/hakkimizda/cemiyet/tarihce

www.tubitak.gov.tr/tr/olimpiyatlar/icerik-uluslararasi-bilim-olimpiyatlari