Bediüzzaman Hazretleri, kâinattaki her mevcudun kendine has bir lisanla Allah’ı (celle celâluhu) zikrettiğini ve bu zikirlerin iç içe geçmiş daireler gibi tek bir merkeze baktığını şu veciz ifadelerle anlatır: “‘Hiçbir şey yoktur ki hamd ederek O’nu tenzih etmesin.’ (İsra, 17/44) sırrınca: Her şey lisân-ı mahsusu ile Hâlık’ını yâd eder, takdis eder. Evet bütün mevcudatın lisân-ı hâl ve kâl ile ettiği tesbihât, bir tek Zât-ı Mukaddes’in vücûdunu gösteriyor. Evet fıtratın şehâdeti reddedilmez. Delâlet-i hâl ise, hususan çok cihetlerle gelse, şüphe getirmez. Bak hadsiz fıtrî şehâdeti tazammun eden ve nihayetsiz tarzlarda lisân-ı hâl ile delâlet eden ve mütedâhil daireler gibi bir tek merkeze bakan şu mevcudatın muntazam sûretleri, her biri birer dildir ve mevzûn hey’etleri, her biri birer lisân-ı şehâdettir ve mükemmel hayatları, her biri birer lisân-ı tesbihtir ki Yirmi Dördüncü Söz’de kat’î isbat edildiği gibi, o bütün diller ile pek zâhir bir surette tesbihâtları ve tahiyyatları ve bir tek mukaddes Zât’a şehâdetleri, ziyâ güneşi gösterdiği gibi bir Zât-ı Vâcibü’l-Vücûd’u gösterir ve kemâl-i ulûhiyetine delâlet eder.[1]

Bu hakikati müşahede etmek için, bazı örneklere yakından bakalım.

Karıncalar

Bir karınca kolonisine hiç denk geldiniz mi? Karıncalar hareketlerindeki âhengi nasıl koruyabiliyor? Aynı türdeki karıncalar, dünyanın her yerinde, benzer şekilde hareket ediyor. Üstelik bunu, birbirlerinden talimat almadan yapıyorlar.

Yoğun yağmur alan Amazon ormanlarında yaşayan asker karınca türünün düzenli hareketleri, birçok bilim insanının dikkatini çekmiştir. Bu karınca kolonisindeki her bir karınca neredeyse kördür. Bir askerî birliğin uyumlu yürümesine benzer şekilde hareket edebilmeleri, yolları üzerinde buldukları avlarını yerken yelpaze şeklinde açılarak uygun adım yürümeleri, bilim insanlarını hayrette bırakmaktadır.[2] Koloni, büyük olan yiyecekleri hareket hâlindeyken yer. Bu karıncalar, bir futbol sahası büyüklüğündeki arazide yiyecek aradıktan sonra, muhafazalı yuvalarını gece inşa eder.

Karınca davranışları hakkında uzman olan biyolog Nigel Franks, 100 asker karıncayı bir sahaya bıraktıklarında, hâlsizlikten ölene kadar, sürekli daireler çizerek hareket ettiklerini söylemektedir. Eğer 500.000 civarında asker karınca bir araya getirilirse, bir bütün olarak hareket ettiklerini ve kolektif zekâya sahip bir “süper organizma” gibi davrandıklarını belirtmektedir. Peki, bunu nasıl başarabiliyorlar? Koloni davranışı hakkında birçok şey bilinmesine rağmen, bilim insanları koloninin kolektif zekâ sergilemesinin altında yatan mekanizmayı henüz tam olarak anlayamadıklarını itiraf ediyorlar. Nigel Franks, yaygın bir asker karınca türü olan E. burchelli’yi senelerdir araştırdığını ve sosyal organizasyonlarına dair sırların henüz çözülemediğini ifade etmektedir.

Sinir Hücreleri

İdrak konusunda araştırmalar yapan Douglas Hofstadter, Gödel, Escher, Bach isimli kitabında, karınca kolonileriyle beyin arasındaki harikulade benzerliğe dikkat çeker.[3] Her iki sistemde de sınırlı iletişime sahip basit elemanlar vesilesiyle, karmaşık ve muhteşem davranış motifleri görülmektedir. Burada kutsî bir cilve müşahede etmek mümkündür: Allah (celle celâluhu), mucizevî eserleriyle Zât’ını tanıttırmakta, gizli bir hazine hükmünde olan isim ve sıfatlarının mânâlarının keşfedilmesini murat etmektedir. “Evet, izzet ve azamet ister ki esbap perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında; tevhid ve celâl ister ki esbap ellerini çeksinler tesir-i hakikîden.”[4] ifadeleri de bu hakikate ışık tutmaktadır.

Beyin üzerinde çalışan bilim insanları; algı, düşünme ve idrak gibi son derece karmaşık zihnî faaliyetlerin, nöronların (sinir hücrelerinin) davranışları ve nöron grupları arasındaki bağlantı motifleriyle ilişkili olduğunu düşünmektedirler. Nöronlar üç temel kısımdan yaratılmıştır: hücre gövdesi (soma), diğer nöronlardan gelen sinyalleri somaya ileten dallar (dendritler) ve diğer hücrelere sinyalleri ileten sinir lifleri (aksonlar). Bir nöron, dendritleri vasıtasıyla diğer nöronlardan yeterince güçlü bir sinyal aldığında aktif hâle geçer. Nöronlar arasında iletişimin kurulmasında görev yapan nörotransmitterler aracılığıyla iletilen kimyevî sinyaller, diğer nöronların aktif hâle gelmesine vesile olur. Bu aktiviteler, karınca kolonisindeki aktiviteleri hatıra getirir. Bir karınca, diğer karıncalardan, feromon (bir türün üyeleri arasındaki ilişkilerin düzenlenmesine vesile olan kimyevî madde) veya anten teması gibi bir vasıtayla sinyal alır. Bu sinyaller yeterince güçlüyse, karıncalar aktif hâle geçer ve onlar da yeni sinyaller üretirler; mesela geçtikleri yol üzerine feromon bırakarak diğer karıncaların bu izi takip etmelerini kolaylaştırırlar.

Bağışıklık Sistemi

Karıncalar ve nöronlara benzer davranış motiflerine sahip olan diğer bir sistem, bağışıklık sistemidir. Burada da basit elemanlarla çok karmaşık davranışların sergilendiğini görmekteyiz. Vücudu savunurken bağışıklık sisteminin elemanları arasındaki haberleşme ve kontrol mekanizması çok girifttir. Vücudun dışarıdan gelen tehditlere karşı savunulması, zamana bağlı bir adaptasyonu gerektirir. Bağışıklık sistemi; kanda, kemik iliğinde, lenf düğümlerinde ve karaciğer ve dalak gibi organlarda bulunan farklı hücre türlerinden müteşekkildir. Bu hücreler, birlikte, ama birbirine tahakküm etmeden çalışır. Bağışıklık sistemindeki en mühim eleman, beyaz kan hücreleridir (lökositler). Bir lökosit türü olan lenfositler ise, kendi hücre gövdesinde yaratılan alıcılar vasıtasıyla vücuda giren bakteri gibi yabancı mikroorganizmaları ayırt edebilir. Her an vücudumuzda, kan dolaşımı içinde, yaklaşık bir trilyon lenfosit, devriye faaliyeti yapmaktadır.

Lenfosit hücresi, yabancı bir mikroorganizmayla karşılaşırsa onu hemen fark eder ve aktif hâle geçer. Lenfosit hücresi aktif hâle geçince, benzer mikroorganizmaları teşhis etmek üzere çok sayıda molekül (antikor) salgılar. Bu antikorların vazifesi, vücuttaki yabancı mikroorganizmaları bulup yok etmektir. Aktif hâle geçen bir lenfosit hücresi, artan bir hızla bölünmeye başlar. Yaratılan yeni lenfositler bir taraftan yabancı mikroorganizmaları yok etmeye çalışırken bir taraftan da antikor üretir. Bu lenfositlerin bir sınıfına B hücresi denir. Bir B hücresi ile yabancı mikroorganizma arasındaki eşleşme ne kadar iyi olursa, B hücresi o kadar çok antikor üretir.

Bağışıklık sisteminin mücadelesine iştirak eden başka hücreler de vardır. T hücreleri B hücrelerinin tepkisini düzenlemede mühim bir rol oynar. Makrofajlar, antikorlar tarafından işaretlenen maddeleri aramak için dolaşırlar ve yabancı mikroorganizmaları yok etmeye çalışırlar. Karıncalar ve beyindeki nöronlar gibi, bağışıklık sisteminin davranışı da basit elemanların kolektif bir hareketiyle ortaya çıkar. B hücreleri, T hücreleri ve makrofajların kolektif hareketleri, kimyevî sinyal alışverişinin yapıldığı bir ağ içinde gerçekleşir. Bu sinyallerin fonksiyonlarının tam olarak ne olduğu, sistemin bir bütün olarak civardaki tehditlerin mahiyetini nasıl öğrenebildiği ve buna göre bu tehditlere karşı uzun süreli bir bağışıklığı sağlamayı nasıl başarabildiği gibi sorular hâlâ tatmin edici bir şekilde cevaplanamamıştır. Yine sağlıklı bir insanda bağışıklık sisteminin vücudun normal hücrelerine niçin saldırmadığı (aksi takdirde otoimmün hastalıklar ortaya çıkmaktadır) tam olarak bilinmemektedir.

Birbirinden farklı sistemlerde karşımıza çıkan bu karmaşık, fakat benzer mekanizmalar, bütün bu hikmetli faaliyetleri sevk ve idare eden bir Zât’ı göstermektedir. Bütün mevcudat, muazzam bir senfoni içinde, hususî söz, hâl ve davranışlarıyla Rabbimizi tesbih etmektedir. İnsanoğluna düşen vazife ise, bu tesbihleri fark etmek, tefekkürle görüp şehadetle göstermek ve her mahlûkun manevî sözlerini anlamaya çalışmak olmalıdır.[5

Koloni içindeki haberleşme neticesinde bir asker karınca kolonisinin takip ettiği yol. Nöronların mikroskobik görünüşü.

Bir kanser hücresine saldıran bağışıklık sistemi hücreleri.

Dipnotlar

[1] Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 722.

[2] Deborah Gordon, Ants at Work, New York: The Free Press, 2011; Melanie Mitchell, Complexity: A Guided Tour, New York: Oxford University Press, 2009.

[3] Douglas R. Hofstadter, Gödel, Escher, Bach: An Eternal Golden Braid, New York: Basic Books, 1979.

[4] Bediüzzaman Said Nursî, Mesnevî-i Nûriye, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2007, s. 6.

[5] Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 132.