Gece ve karanlık denildiğinde, haksız şekilde korku ve şaşkınlıkla anılan hayvanların başında gelen yarasalar, hayret verici hususiyetleriyle her zaman dikkatleri çekmiştir. Efsanelere ve bâtıl itikatlara bile mevzu olmuş, kuş olmadıkları halde uçan bu memeli hayvanlar hakkında uğursuzluk ve çirkinlik gibi yanlış bilgiler de türetilmiştir.

1200’den fazla türüyle yarasalar, bütün memelilerin yaklaşık beşte birini teşkil eden şaşırtıcı yaratıklardır. Vücut yapılarının her noktası, Allah’ın (celle celâluhu) Musavvir isminin apaçık tecellilerini görebileceğimiz kompleks cihazlarla donatılmıştır. Benzersiz vücut planları sebebiyle kanatsız ve uçmayan diğer memeli gruplarıyla irtibat kurmak kolay olmadığından evrim teorisyenleri çok zorlanmaktadırlar. Diğer memeli gruplarıyla aralarında hiçbir “eksik halka” veya geçiş form bulunmayışı, evrimcilerin onları evrim ağacına yerleştirmelerini zorlaştırmaktadır. Hatta bazı evrimciler, DNA çalışmalarına göre, yarasaların en yakın akrabalarının etobur ve at olduğunu iddia etmektedirler.[1]

Antarktika hariç her kıtada yaşayan yarasaların en küçüğü olan “yaban arısı yarasası” yaklaşık 30 mm uzunluğunda ve 2 gr ağırlığındadır. Ancak kanat açıklığı 170 cm’ye ve ağırlığı 1,6 kg’a ulaşan büyük yarasalar da vardır.

Yarasaların ekolojik dengedeki rolleri önemlidir. Tabiattaki dengeye küllî olarak bakılmadığında, bir canlıyı sadece bir hususiyetine göre değerlendirmek, yanlış neticeler verir. Hiçbir canlı bütünüyle zararlı veya faydalı değildir. Türlerin ekosistem içindeki rollerine geniş perspektiften bakıldığında, her birinin vesilesiyle mükemmel bir nizamın parçası olarak işletilen çok hassas dengelerin hükümfermâ olduğunu görürüz. Yarasaların büyük çoğunluğu polen ve meyve yediklerinden hem bitkilerin polen ve tohumlarını yaymada hem de çok sayıda zararlı böceği yiyerek nüfuslarını kontrol etmede, ekosistem için kritik bir önemdedir.[2]

Yarasalar vücut ve kanat büyüklüklerine göre küçük yarasalar (Microchiroptera) ve büyük yarasalar (Megachiroptera, meyve yarasaları veya uçan tilkiler) olarak iki ana gruba ayırılabilir. 700 civarındaki tür sayısıyla küçük yarasalar, büyük yarasalardan daha çeşitlidir. Tipik olarak böcek yiyiciler olmakla beraber meyve, balık, nektar ve kanla beslenen türleri de bilinmektedir. Bu grubun hepsi uçarken ekolokasyon (veya biyosonar) kullandıklarından, yaydıkları ses dalgalarını yakalamak için kendilerine büyük kulaklar verilmiştir.

Büyük yarasaların yaklaşık 170 türü mevcut olup ağaçlarda gruplar halinde tünerler ve meyveleri öğütmek için uzunca bir ağız yapıları ve etçillere benzeyen dişleri vardır. Bu gruptaki büyük yarasaların Rousettus cinsi dışında, hepsi ekolokasyonla değil, görme ve koku alma yoluyla hareket ederler.

Hepsi Kan Emer mi?

Çoğu insan, yarasaları genel olarak korkunç, kan emen hayvanlar olarak düşünür. Hâlbuki sadece üç yarasa türü kan içerek beslenir ve bunlardan da yalnızca biri (Vampir yarasa, Desmodus rotundus) sığır ve at gibi memeli türlerin kanını emerek beslenir. Birkaç yarasanın kan ile beslenmesi 1200’den fazla türle temsil edilen bir gruba kötü gözle bakmamızı gerektirmeyeceği gibi, o kan emen türlerin bile ekosistem açısından birçok hikmetini bulabiliriz.

Ekolokasyon

Küçük yarasalar ve büyük yarasalardan Rousettus cinsi, uçuş sırasında yayınladığı ultrasesin yankılanmasını kullanır. Bir nesneye çarparak akseden sesler, beyin ve kulak iş birliği ile anında değerlendirilip bulunulan yerin (ve avlarının konumunun) tam tabiriyle bir haritası çıkarılır. Yarasaların kullandığı ses genellikle insan işitme sınırlarının dışında olduğundan, ultrases (ses ötesi) olarak isimlendirilir. İnsanların işitme frekansı 20 ile 20.000 Hz arasındadır. Küçük yarasalar 14.000 ile 100.000 Hz frekansında ses üretebilirler. Yarasa seslerinin şiddeti veya basıncı 60 ila 140 desibel arasında değişmektedir. (60 desibel yüksek sesle konuşurken ortaya çıkan seviyedir. 140 desibel ise tam aktif durumda bir uçak gemisi güvertesinden yayılan gürültüden fazladır).

Kulakları hassas olan yarasalar, avlarını sadece dinleyerek bulabilirler. Kıvrımlı, çıkıntılı ve kırışık dış kulağı, akustik özellikte, yükseltici bir alıcı gibi çalışarak sesin daha yoğun olarak alınmasını sağlar. Çok sayıda ses algılayan reseptörle donatılmış iç kulaklarıyla, küçük frekans değişikliklerini bile algılayabilir, toprakta yaşayan böceklerin hareketini ve havadakilerin kanat çırpmasını duyabilirler.

Çoğu küçük yarasa, gırtlaklarından yüksek frekanslı sesler üreterek ekolokasyon yapar ve ağızdan yayılan ses dalgasını değiştirebilir. Bazı türler buruşuk yapıdaki burunlarından ses yayar (Phyllostomidae). Sesin daha şiddetli iletilmesini sağlayan bu yapıda, burun deliklerinin etrafında ve üstünde, çağrıyı değiştiren ve yönlendiren, “burun yaprağı” adı verilen etli bir uzantı mevcuttur. Rousettus türlerinin gırtlaktan üretilen ses dalgası burun veya ağızlarından yayılır, ayrıca yunuslarınki gibi, dilleriyle “klik-klik” şeklinde ses çıkarırlar.[3]

Yarasalar bütünüyle kör değildir, fakat karanlıkta yön bulmak için sesten istifade etmeleri şarttır. Küçük yarasalar loş ortamda etrafını görebilir. İnsanların aksine, ultraviyole ışığı görenler dahi vardır. “Yarasa gibi kör” tabiri, büyük yarasalar için geçerli değildir. Zira bu yarasalar insanlardan daha iyi görüşe sahiptir. Kuşlar gibi yarasalar da dünyanın manyetik alanını sezebilir. Kuşların manyetik algısı, enlemleri tahmin etmek için kullanılırken yarasalar bu kabiliyetiyle kuzeyi ve güneyi ayırt edebilirler.

İşitme Hassasiyetini Koruma

Küçük yarasaların enteresan bir özelliği de ürettikleri ultraseslerin kendi kulaklarını sağır etmemesi için, kulaklarının işitme frekansı sınırlarının dışında yayın yapmalarıdır.[4] Büyük yarasalardan Rousettus’ların yaydığı “klik-klik” seslerinin enerjisi, küçük yarasalar tarafından yayılan çağrılardan yaklaşık 10 kat daha düşüktür, bu yüzden sesin yoğunluğu işitme hasarı riski oluşturmaz. Evrimcilere göre, küçük yarasalar, böyle bir ultrasesli ekolokasyonu tesadüfen geliştirmiştir! Aynı atadan geldiği iddia edilen büyük yarasaların çoğunluğunun bu sistemi niçin geliştiremediği (!) sorusunun ise cevabı yoktur. Bu türlerde Rabbimizin takdiri farklı şekilde tecelli ederek avlanmaları için onların işitme ve görme duyuları güçlü kılınmıştır.

Diğer bir koruma sistemi olarak ses çıkarmaya başlamadan hemen önce, orta kulaklarında bulunan küçük kemikler birbirinden uzaklaştırılarak işitme hassasiyeti azaltılır. Yansıyarak geri gelen ses dalgasının duyulması için ise gırtlak kasları kasılırken orta kulak gevşer.[5] Hem ses çıkarırken kulağını koruma hem de yansıyan sesi alma fonksiyonu, saniyeler içinde, art arda, aksamadan sürdürülür. İşte kulak kemikçikleri ve gırtlak kasları arasında saat gibi işleyen böyle bir sistemin de tesadüfî mutasyonlarla kurulması mümkün değildir. Akıllı mühendisler, denizaltılarda su altı ekolokasyonu için kullanılan, sonar adı verilen cihazı yarasalardan kopyalayarak yaparken akılsız ve ilimsiz yarasalar kimden kopyalayabilirler? Yüksek bir dağın tepesinden yuvarlandıkça kırılan bir taş, muhteşem bir heykelciğe dönüşürse, biz de evrimcilerin bu iddiasına inanabiliriz.

Yarasanın Uçuşu Evrimle İzah Edilemez

Yarasaların en karakteristik özelliği, uzun parmak kemikleri arasında uzanan zar gibi deriden yapılmış kanatlarıdır. Çok sayıda uzun parmak kemiğini (phalanx) bağlayan eklemlerle teşkil edilen uzun parmakların gerginleştirdiği bu kanat derisinin esnekliği sayesinde, havanın yüksek kaldırma basıncı dengelenir. En az sürtünme ve yüksek manevra kabiliyeti için gereken hassas aerodinamik şartları hesaplamak, kusursuz bir ilimle gerçekleşebilir.[6]

Kanatları kuşlardan farklı olmasına rağmen yarasalar, kuşlar kadar iyi uçarlar. Evrimciler, geleneksel olarak uçmak için kullanılan yapıların büyük benzerliğinden dolayı, küçük ve büyük yarasaların uçma kabiliyetlerinin ortak bir atadan geldiği yolunda hipotezler kurmaktaydı. Ancak yaklaşık 30 yıldır elde edilen genetik verilere göre, her iki grubun birbirinden bağımsız uçma özelliğine sahip oldukları görüldü.

Kuşların uçma taktikleri ve uçuş donanımları zahiren benzese de anatomik ve fizyolojik prensipler açısından (akciğer, deri ve kas yapıları) farklıdır. Uçan böcekleri ise hiç hesaba katmadan, sadece “uçma” gibi bir fiilin bile çeşit çeşit olması, her vücut tipi için ayrı ayrı hesapları gündeme getirir. Uçma özelliğine sahip her bir hayvan grubunda farklı matematik hesapların, aynı uçma işini tesadüfen ortaya çıkarması, selim bir akılla kabul edilebilecek bir hadise değildir. En doğrusu ve akla yakın olanı ise her uçan hayvanda vücut tipi, anatomisi ve fizyolojisine göre, sonsuz bir ilimle, hususî bir tercihin yapılmasıdır. Ayrıca evrim iddiasında bulunanlar için diğer bir zor durum, en eski yarasa fosilinin bile bugün yaşayanlarla aynı görünmeleridir.[7]

Yarasalar Virüs Deposu Gibidir

Ekolojik dengede çok önemli vazifelerine rağmen yarasaların virüsleri yayarak hayvanlarda ve hatta insanlarda hastalıklara sebep olabilecekleri hususu da unutulmamalıdır.[8]

Memeliler arasında virüs taşımada kemirgenlerden sonra ikinci sırada bulunan yarasaların üzerinde, insana da bulaşabilen 61 virüs tespit edilmiştir. İnsan nüfusu arttıkça yarasaların yaşadığı ormanlara girilmeye başlanmış olduğundan buralarda kurulan hayvan çiftliklerine gelen yarasalar insanlara da virüs bulaştırabilmektedir. Orman işgaline devam edilirse, tıpkı Korona virüsü gibi, zoonotik (insana bulaşan) virüs salgınları yaşanacaktır.

Yarasalar birbirine çok yakın yaşayan türler olduğundan virüs bunların arasında kolay yayılır. İnek, koyun, keçi ve köpek gibi evcilleşmiş hayvanlarla beraber yaşadığımızdan, asırlar boyu bunlardan yayılan kızamık, çiçek hastalığı, şarbon ve verem (tüberküloz) gibi hastalıklara karşı bağışıklık kazandık, fakat yarasalar evcil olmadığından onların virüslerine karşı bağışıklık gelişmemiştir. Bu yüzden bilinen kuduz, Hendra ve Marburg virüsleri yanında Korona, Ebola ve Nipah virüsleri için de yarasaların konakçı olabileceği öne sürülmektedir. Bu virüslerin birçoğunun bilinen tedavisi veya aşısı yoktur.

Dipnotlar

[1] Nishihara, H., Hasegawa, M., Okada, N. (2006). Pegasoferae, an unexpected mammalian clade revealed by tracking ancient retroposon insertions. Proceedings of the National Academy of Sciences, 103 (26): 9929-9934.

[2] Denzinger, A., Schnitzler, H.U. (2013). Bat guilds, a concept to classify the highly diverse foraging and echolocation behaviors of microchiropteran bats, Front Physiol, 4:164.

[3] Holland, R.A. ve ark. (2004). Echolocation signal structure in the Megachiropteran bat Rousettus aegyptiacus Geoffroy 1810, J. Experimental Biology, 207: 4361–4369.

[4] Jones G. (2005). Echolocation, Current Biology, 15 (13): R484–8.

[5] Jones G., Holderied, M.W. (2007). Bat echolocation calls: adaptation and convergent evolution. Proc. Biological sciences, 274 (1612): 905–912.

[6] Hedenström, A., Johansson, L.C. (2015). Bat flight: aerodynamics, kinematics and flight morphology, J. Experimental Biology, 218(5): 653–663.

[7] Sears, K.E. ve ark. (2006). Development of bat flight: morphologic and molecular evolution of bat wing digits, Proc. National Academy of Sciences, 103 (17): 6581–86.

[8] Wang, L.F. ve ark. (2011). Mass extinctions, biodiversity and mitochondrial function: are bats ‘special’ as reservoirs for emerging viruses? Current Opinion in Virology, 1 (6):649–657.