1986 yılının yazıydı. Artık hatıralarımızda yaşayan İzmir Yamanlar Lisesinin
lojmanında kalıyoruz. Hocaefendi, hepimizi 15 günlüğüne tatile gönderdi. “Gidin
memleketlerinize, ailelerinizi ziyaret edin.” dedi. İhtiyacımız da vardı. Çünkü dokuz ay
önce başlayan talebelik hayatımız ve ders okumalarımız bütün hızıyla devam ediyordu.
Haftanın her günü tefsir, fıkıh ve hadis dallarında en az yedi sekiz saat okumalarımız
oluyordu. Bir de bu üç ders için yaptığımız hazırlığı düşünün. Sonra insan hayatının
olmazsa olmazları olan yemek, bulaşık ve çamaşır işlerini de ilave edin. Gerçekten
yorulmuştuk.
Tavşanlı’ya ailemin yanına gittim. Bizim aile, çocukluğumdan beri her yaz Dereli
kaplıcalarına gider. Ya bir oda kiralarız ya da çadır kurarız ve en az bir ay orada zaman
geçiririz. Yine öyle yaptık.
Bir gün, ikindi vakti, kaplıca idaresi beni çağırdı. Tavşanlı’dan telefonla
arandığımı söylediler. İzmir’den Barbaros Bey, Tavşanlı’da birisini aramış. Bana
ulaşamadığını ve benden telefon beklediğini söylemiş. Kendisiyle telefonda görüştüm.
Hocaefendi benim en kısa zamanda İzmir’e gelmemi istemiş. Tatilimi yarıda kesip
İzmir’e gittim.
Oraya vardığımda, beşinci katta iki üç kişiden başka kimse yoktu. Hâlbuki 1986
yılının başında, Burdur’da yakalanma ve İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesindeki beraat
kararından sonra ziyaret trafiği hayli artmış, Türkiye’nin dört bir yanından insanlar
Hocaefendi’yi ziyarete geliyordu. Meğer Hocaefendi en az 15 günlüğüne her şeyi iptal
etmiş ve benimle bir proje üzerinde çalışacakmış.
Kendisinin sahih hadis-i şeriflerden derlediği, Muzaffer Ecevit Hoca’nın hattıyla
yazılan ve ilk defa 1983’te basılan dua mecmuasını, baştan sona gözden geçirip ikinci
baskıyı yapmak istiyormuş. Bunun için eserde yer alan her bir duayı aslî kaynaklarından
yeniden araştıracak, lafız ve ibarelerini bir daha kontrol edip en sahih rivayeti esas
alacak, sonra da hat ile değil de insanımızın aşina olduğu bir fontla bastıracaktık.
Hocaefendi kahvaltıdan sonra bu planını açıkladı. Ben hadislerin aslî
kaynaklardan bulunması ve kontrolünde yardımcı olacaktım. Yapacağımız şey, bir
açıdan tahriç, diğer açıdan tahkik ameliyesi olacaktı. Tahriçte kaynaklar metnin altına
dipnot olarak konulur. Hocaefendi, “Dipnotlar dua ederken konsantreyi bozar. Dipnot
koymayalım, ama hadisin sıhhati ve lafız üzerinde ittifak edildiğinden emin olalım.” dedi.
Şimdi olsa dijital kaynaklar yardımıyla çok kolay ve hızlı bir şekilde yapılabilecek
bu tahkik işlemi bizi zorlayacaktı. Çünkü kelimelerden hareketle hadislere gidecek,
sonra o hadisin sıhah, sünen, ezkâr gibi kitaplardaki bütün versiyonlarını bulacak,
gerektiğinde râvileri tek tek ele alıp sened tenkidi yapacak ve en sahih rivayeti tercih
edecektik.
Allah’tan Hocaefendi’nin Yamanlardaki kütüphanesi çok zengindi. Söz konusu
tahriç ve tahkik çalışması için lazım olabilecek her türlü kitap odasındaydı. Tabiî
bunların başında, hadisçilerin kısaca “konkordans” diye ifade ettiği, dokuz hadis
kitabında yer alan rivayetlerin yerlerini gösteren, alfabetik fihrist şeklindeki eser1
geliyordu. Artık bu eser, çalışmamız bitinceye kadar el kitabımız olacaktı.
2
Sorumluluk gerektiren zor bir işti, ama zevkli olacağı kesindi. Şöyle düşündüm:
“Tatilimi yarıda kestim, ama değecek.” Çünkü en az 15 gün boyunca, Peygamber
Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) dua hayatı içinde dolaşacaktım. Nerede, ne
zaman, nasıl, hangi duayı yapmış, bunu keşfetmeye çalışacaktım. Ayrıca bu çalışmayı
Hocaefendi ile yapacaktık. Her iki veçhesiyle de bu benim için bir şeref olacaktı.
Kahvaltıdan sonra çalışmaya başladık. Bir tarafta Muzaffer Hoca’nın hattıyla
hazırlanan ilk baskı, diğer tarafta Hocaefendi’nin el yazısıyla kaleme aldığı defter…
Muzaffer Hoca’ya bu defteri sordum. Bana, “O mecmuayı, Hocaefendi’nin yazdığı bir
deftere bakarak kaleme aldım ve 1980 yılının mart ayında teslim ettim.” dedi. Demek ki
Hocaefendi, duaları ilk derlendiğinde bu deftere yazmış.
Usul şöyleydi: Hocaefendi kahvaltı yaptığımız salonda oturuyordu. İlk baskıdaki
sıralamayı esas alarak duanın geçtiği hadis kitaplarını ve yerlerini konkordanstan
buluyorduk. Ben odaya gidip ilgili kitapları getiriyordum. Sonra karşılıklı okuyarak en
sahih rivayeti tespit ediyorduk. Bazen bir dua üzerinde iki saat çalıştığımız oluyordu.
Hocaefendi, tahminlerinizin üzerinde, aşırı denebilecek ölçüde hassas davranıyordu. O
gün de bugün de anlıyorum bu hassasiyetinin sebebini… Basılacak olan mecmuayı
derleyen Fethullah Gülen olsa da oradaki duaların adresi Hazreti Muhammed (sallallâhu
aleyhi ve sellem) olacaktı.
Bu hassasiyete dair, biri genel, diğeri özel şu iki örneği verebilirim: Yedi sekiz
hadis kitabında, kelimesi kelimesiyle aynı şekilde geçen bir dua için şu tür cümleleri
söylerdi: “Bir de İmam Nevevî’nin Kitabu’l-Ezkâr’ına bakalım. Bu dua Hudeybiye’de
söylenmiş. Acaba rivayet tefsirlerine baksak mı? Fetih sûresini tefsir ederken almışlar
mıdır? Taberi’ye mutlaka bakmamız lazım. Da’vetü’l-Müstecâbe kitabını da getirsen
zahmet olur mu? Sağ taraftaki kitaplığın ikinci rafında duruyor.”
Özel örneğe gelince: Bu çalışma esnasında defterine yazmadığı ve ilk baskıda
yer almayan bazı dualarla da karşılaştık. Onları da tahkik ettik ve bazı duaları aldık.
Mesela: “Allahümme ahsin akibetena” diye başlayan dua ilk baskıda yoktur. Onu benim
teklifimle ilave ettik. Bazılarını ise almadık. Mesela: “Ansızın gelen ölümden Sana
sığınırım.” duası… İlk baskıda yok diye hatırlıyorum, ama o baskıyı şimdiki şartlarda
bulamadığım için net bir şey söyleyemiyorum. Bu dua, Kütüb-ü Sitte’de yer almıyor.
Nureddin Heysemi’nin Mecmau’z-Zevaid’inde bulduk. Sonra başka kitaplara baktık.
Sıhhatinden emin olamadık. “Allahım! Verdiğin nimetlerin son bulmasından, verdiğin
sağlık ve afiyetin gitmesinden, azabının ansızın gelmesinden ve her türlü gazabından
sana sığınırım.” sahih duası ile çeliştiği kanaatine vardık. Dolayısıyla bu duayı
mecmuaya almamaya karar verdik.
Bu karara temel teşkil edecek başka bir şey de şu oldu: “Ansızın, aniden” diye
tercüme ettiğimiz “fec’eten” kelimesi, duada mastar olarak kullanılıyor. Ancak bir
problem var: “Fe-ce-e” fiilinin üç tane mastarı var: fec’en, fec’eten ve fücaeten.
Baktığımız kitaplarda hepsi de kullanılmış. Diyelim ki hadis, hadis kriterlerine göre
sahih, ama Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) hangi kelimeyi kullanmış? “Hadis
bi’l-mânâ”, hadis rivayetinde genel kabul gördüğüne göre, Efendimizin mübarek
ağızlarından çıkan kelimeyi tespit etmek çok zor. Bu durumda en sahih rivayet hangisi?
Bunu tespit için günlük programımız gereği, kahvaltıdan sonra başladığımız çalışma,
öğle ezanıyla son buldu. Kütüphanedeki bu konuyla ilgili olabilecek her kitaba, her
bölüme baktık. O günkü şartlarda, sadece bir kelimenin tespiti için yarım günümüzü
harcadık ve sonunda Hocaefendi bu duayı mecmuaya dâhil etmedi.
3
Çalışma tamamlandıktan sonra Ankara’ya gittim. Maltepe’de Arapça dizgi yapan
bir yer vardı. Farklı fontlarla örnekler hazırlattım. İzmir’e getirdim ve Hocaefendi birini
tercih etti. Dizgi ve baskı o fontla yapıldı. Baskıya hazırlık aşamasının da ayrı bir
hikâyesi var, ama şu kadarını söyleyeyim: Hocaefendi’nin yazdığı ön sözde merhum
Mehmet Özyurt Hoca bazı tasarruflarda bulundu. Bir iki sene sonra da Zaman gazetesi
bu mecmuayı okurlarına hediye olarak verdi.
Ahmetli ilçesinde vaizlik yaptığım yıllarda, merhum Şerafettin Kocaman
Ağabey’in ısrarıyla eserin tercümesini yaptım. Ramazan’ın başında başlayıp 18’inde,
ikindi vaktinde bitirmiştim. Telefon açıp haber verince merhum çok sevinmişti. Sonra
tercümeyi can dostum Cemal Türk’le baştan sona gözden geçirdik. Çok büyük katkıları
oldu. Her ikimizin de ismini yazalım dedim, ama kabul etmedi. Bu vesileyle onu da
tarihe kaydetmiş olayım. O tercümede Cemal Hoca’nın da ismi olması lazım. Zira
mütercim olarak isminin yazılmasını gerektiren her türlü katkıyı sağlamıştır. Benim
kadar onun da emeği vardır. Medyun ve müteşekkirim. Tevazuu, mahviyeti, sağladığı
katkıyı küçük görmesi veya benim bilemediğim bir sebep etkili oldu bu kararında
sanırım. Ancak buradan duyuru yapmış olayım: Yayınevi dua mecmuasının yeni
baskılarını yapacak olursa, onun da adını eklemeli.
Hatıraları anlattım, ama Hocaefendi’nin bu mecmuayı derlemedeki düşüncesi ve
bu düşüncenin cemaat tabanına ve kamuoyuna tam anlamıyla mal olmadığı veya
anlatılamadığı konusuna hiç giremedim. Aslında daha önemli olan bu konudur. İnşallah
bir başka yazıda da ona değinirim. Şimdilik şu kadarını söyleyeyim: Dua Mecmuası,
Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ibadetler başta olmak üzere, gündelik
hayatının hemen her karesinde yapmış olduğu, en sahih rivayetlerde yer alan duaların
toplandığı bir mecmuadır.
Dipnot
1 Arent Jean Wensinck, Concordance et indices de la tradition musulmane (Mü’cemu’l-Müfehres li-Elfazı’l