Yargı sistemi, geçmişten günümüze kimi zaman bir kliğin, kimi zaman bir ideolojinin, kimi zaman da bir inanç veya mezhebin bekçiliğini yapmış ve varlık sebebi olan bağımsızlığını yitirerek tam bir zulüm aparatına inkılap etmiştir. Böyle dönemlerde kralın, diktatörün ya da kilisenin emrine giren yargı, efendilerinin (!) zulümlerini meşrulaştırma hususunda en etkili kurumlardan biri haline gelmiştir.

Katolik Kilisesine bağlı Engizisyon Mahkemesi, Fransız İhtilalinden sonra kurulan Jakobenlerin Devrim Mahkemeleri, İtalya’da Mussolini, İspanya’da Franco tarafından sistemi korumak için yapılandırılmış siyasetin emir kulu olan mahkemeler, Nazilerin Halk Adalet Divanı, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin İstiklal Mahkemeleri ve şimdilerde Türk yargı sisteminin neredeyse tamamı, bu kategoride değerlendirilebilir.

Bu ve benzeri mahkemelerin ortak özelliği “rejim ve ideoloji bekçiliği” için kurulmuş ve kullanılmış olmalarıdır.

Engizisyon mahkemeleri, Katolik Kilisesinin inanç sistemini sorgulayan muhalifleri yargılamak için kurulmuştur. Özellikle dört Engizisyon mahkemesi[1] birçok aydının idamına karar vererek inanç ve ifade özgürlüğünün kabusuna dönüşmüş, bilimin gelişmesini yüzyıllarca geciktirmiştir.

 

Engizisyonun Tarihi

Hristiyanlığın ilk üç asrı tam bir baskı altında geçmiştir. Hazreti İsa’nın (aleyhisselâm) makamına yükselmesinden sonra, başta havarileri olmak üzere İseviler yeryüzüne dağılıp dinlerini anlatmışlar ve bu tebliğ döneminde zulmün her türlüsüne mârûz kalmışlardır. Kur’ân-ı Kerim, Bürûc suresinde Ashab-ı Uhdud’tan bahseder. Ashab-ı Uhdud ile ilgili farklı rivayetler olsa da en muteber olanı Necran Hristiyanlarına Yahudi hükümdar Zûnüvâs tarafından yapılan işkencelerle ilgili olanıdır. İkinci Himyerîlerin son hükümdarı olan Zûnüvâs Yahudiliği kabul etmiş, 523’te Necran’ı ele geçirerek Hristiyanlardan Yahudiliğe geçmelerini istemiş, kabul etmeyenleri ateş dolu çukurlara attırarak katletmiştir. Zûnüvâs 120.000 kişi ile Necran’ı kuşatmış, yaklaşık 2000 kişiyi bir kiliseye doldurarak ateşe vermiştir. Diğer taraftan kazdırdığı uzun ve derin hendeklere odun doldurtmuş, bu odunlar tutuşturulduktan sonra Hristiyanlar içine atılarak yakılmıştır. İslamî kaynaklara göre, Zûnüvâs tarafından öldürülen Hristiyanların sayısı 20.000’dir.[2]

“Şehitler Dönemi” olarak adlandırılan ve Hristiyanlar adına çileli geçen bu zaman diliminden sonra Milano Fermanı ile imparatorluğun koruması altına giren ve sonraki süreçte devletin resmî dini haline gelen Pavlosçu Hristiyanlık anlayışı ve onu temsil eden Kilise, din konusunda sadece kendisinin belirleyici olduğu iddiası ile dini tekeline almış ve devletin gücüne dayanarak muhalif olanları sapkın olmakla itham etmiştir.

Katolik Kilise mârûz kaldığı zulmü ve bunun sebeplerini göz ardı ederek benzer zulümleri muhaliflerine yapmıştır. Kilisenin, Hazreti İsa’nın (aleyhisselâm) hoşgörü öğretilerinden bu kadar keskin dönüş yapması ve mazlumken zulmeden bir konuma geçmesinin temel sebebi, dinin siyasallaşması ve himayesine girdiği devlet yapısından dolayı güç zehirlenmesine mârûz kalmasıdır. Bu noktada karşılıklı bir sosyopolitik çıkar ilişkisi mevcuttur. Krallar dinin kutsiyetini suiistimal ederek tebaalarını baskı altında tutmuş, kendilerini Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcileri olarak kabul ettirmişler; Kilise ise devlet mekanizmasını kullanarak inananlar üzerine otorite kurup muhalifleri susturmuştur.

Engizisyonun Tanımı

Engizisyon, “soruşturma ve sorgulama” anlamına gelen Latince “inquisitio” kelimesinden gelmektedir. Hristiyanlıktan uzaklaşan veya dinî esaslara aykırı davrananları cezalandırmak için kurulan Katolik kilise mahkemeleri ve adlî kurumlar için kullanılmış bir terimdir. Engizisyonun görev alanı, önceleri vaftiz edilmiş Hristiyanlardan kilise öğretisine başkaldıranları sorgulamakla sınırlıydı. Daha sonra şeytana tapma, zina, cadılık, bilim adamları, Yahudiler veya Hristiyanlaşmış Yahudiler (Konvertolar) ve kısmen de Müslümanlar veya Hristiyanlaşmış Müslümanlar (Moriskolar) bu kapsama alındı.[3]

Katolik Kilisesinin muhaliflerini sindirmede bir silah gibi kullandığı Engizisyonun, Batı tarihinde 700 yıl boyunca çok derin etkileri olmuştur.

 

Engizisyonun Ortaya Çıkışı

Kilisenin ve krallıkların otoritesini sağlamlaştırması, kurdukları diktatörlüğün devam etmesi için bir payanda haline gelen Engizisyon, 12. asrın başlarında sadece Hristiyanlıktan çıkanların sorgulandığı bir kurumdu. (Buna bir yönüyle, “idarîsoruşturma” denilebilir). İdarî soruşturmanın temel konusu, Kilise tarafından tespit edilmiş olan doktrinlere uymayanların sorgusu ve yargılanmalarının sağlanmasıydı.

Ancak (Kiliseye göre) sapkın olan kişilerin sayısının artması, siyasi ve ekonomik olarak da güçlenmeleri, siyasi otoriteyi ve Kiliseyi daha sert tedbirler almaya itmiş ve soruşturma alanları genişletilmiştir. Aforoz müessesesi bu dönemde ortaya çıkmış, soruşturmalar yerel piskoposlar tarafından deruhte edilmiş, yargılamalar ise sivil (laik) mahkemeler tarafından yapılmıştır.

 

İlk Engizisyon Mahkemesi

Piskoposlar tarafından yürütülen soruşturmaların yeterli olmadığı gören Papalık, kendi engizitörlerini seçmiştir. Engizisyonun bir mahkeme statüsü kazanması ve yargılama yapmaya başlaması, Papa IX. Gregory döneminde (1233) gerçekleşmiştir.

Engizisyonun arkasına mahkeme kelimesinin eklenmiş olması, yargılamaların adil yapıldığı anlamına gelmiyordu. Zira bu mahkemeler kilise tarafından kurulmuş siyasi otoritenin gücünü de arkasına alarak yargılama maksatlı değil muhalifleri yok etme aparatı olarak tasarlanmıştır. Soruşturmayı yapan, raporu tanzim eden, yargılayan, hüküm veren ve cezayı infaz eden aynı makamdır ve normalde yargılamanın tarafıdır. Mahkeme önce delil topluyor, kararını veriyor ve sonra yargılama başlıyordu.

Papalık, 1252’de yayınladığı bir kararname ile sorgulama yapan memurlara işkence yapmaları için izin vermiştir. Özellikle 1430 yılında başlatılan Cadı Avı döneminde, Kilise adına soruşturma yapan yetkililer, sanıkları cadı olduklarına ikna etmek için korkunç işkenceler yapmışlardır. Hatta icat ettikleri cadı deneyleriyle binlerce insana zulmetmişlerdir.

Engizitörler gerek soruşturma gerekse yargılama esnasında, dinî argümanlar kullanarak meseleye kutsiyet atfediliyordu. Yargılama ve soruşturma makamları, bu işleri Tanrı adına yaptıklarını düşünüyordu. Zaten kovuşturanlar ve yargılayanların neredeyse tamamı kilise elemanı olduklarından halk yapılan zulme karşı çıkamıyordu, zira sorgulayıcılar bunları Tanrı adına yaptıklarını söylüyorlardı. Engizisyonun Orta Çağ’daki fanatik savunucusu Paroma, “Tanrı, Âdem ile Havva’yı cennette yargılamış ve onları cennetten kovmuştur.” diyecek kadar ileri gitmiş, (hâşâ) Tanrı’nın ilk engizitör olduğunu söylemekten çekinmemiştir!

 

Engizisyonun Yargılama Usulü

Engizisyon yargılama usulünün temelini “soruşturmanın gizliliği” oluşturur. Yargılama usulünde şu ilkeler yer alır:

 

  • Sanık soruşturma aşamasından hiçbir şekilde haberdar edilmez.
  • Şahitlerin kimler olduğunu bilme hakkı yoktur.
  • Tutuklama aşamasında, sanığın niçin tutuklandığını bilme hakkı yoktur.
  • Suçun kesin olduğuna karar verilmeden yargılama başlamaz.
  • Kendisinden üç kez suçunu itiraf etmesi istenir. Bu aşamaların hepsinde işkence bir sorgulama yöntemi olarak uygulanır.
  • Eğer itiraf etmezse suçun delilleri kendisine söylenir ve savunması istenir.
  • Avukat tutulmasına Fransa’da 16. yüzyıl sonuna kadar izin verilmemiştir. (İspanya’da ise başlangıçtan beri bu hak vardır).
  • Engizisyonun temelinde itiraf alma, hakikati bir de onun ağzından dinleme vardır.
  • İtiraf, eğer yalan bir itiraf olduğundan kuşku duyulmuyorsa hangi aşamada olursa olsun soruşturmayı sonlandırır.[4]

Engizisyon mahkemeleri, sanıkları çok acımasız şekilde yargılamış ve cezalandırmıştır. Bu mahkemelerin sorgulama yöntemleri ve verdiği cezalar çok korkunç olmuştur. Hatta engizitörler, işkence ile özdeşleştirilmişler; “en acımasız işkenceleri uygulayan ve çaresiz olan kurbanları yakarak cezalandıran kimseler” olarak tanımlanmışlardır.

Hakkında sapkın olarak ihbarda bulunulan kişinin kendini engizitörlerin elinden kurtarması çoğu zaman imkânsız olmuştur. Hatta suçlanan kişinin, itham edildiği suçu kabul etmesi yeterli görülmemiş, işkence yapılarak karısını, çocuklarını ve arkadaşlarını da suçlaması istenmiştir. Daha sonra onlar da aynı işkencelerden geçirilmiştir. Bu mahkemelerde, isnat edilen suçu hemen kabul eden bir kişi daha az işkence görmüş, tövbe eden kâfirler, mallarına el konularak ömür boyu hapis cezasına çarptırılmışlardır. Diğerleri ise törenle yakılarak öldürülmüşlerdir.[5]

 

İspanya Engizisyonu

Engizisyon mahkemelerinin en acımasız olanı İspanya’da kurulanıydı. İstilacı Alonso de Hojeda’nın kışkırtmasıyla 1470’li yıllarda kurulan Engizisyon Mahkemesi, Yahudi ve Müslümanlara kitlesel kıyım uygulamıştır. 1492’de Endülüs’teki İslam hâkimiyetinin sona ermesiyle Hristiyanlığa geçen Müslümanları (Moriskolar) tespit ve onları inanmayanlar (kâfirler) olarak mahkûm etmek için, (bugünkü “Fetömetre” saçmalığına benzeyen) bazı yöntemler geliştirdi. Domuz eti ve şaraptan kaçınanlar, ellerini kına ile boyayan kadınlar ve özellikle temiz olanlar, yani muhtemelen abdest alanlar, kâfir (veya potansiyel suçlu) olarak kabul edildi.[6]

Engizitörler, makamlarını servet elde etmek için kullanmıştır. Kurtuba’daki papaz Diego Rodríguez Lucero bunlardan en gaddar olanıydı. Şehrin zengin vatandaşlarını yargılayıp servetlerine el koymak için çaba sarf ederdi.

 

Engizisyon, Kıtaları Dolaşıyor

Bugün Türkiye’de, Engizisyon mahkemelerinin yargılama metotlarını aratmayacak çağ dışı uygulamalar mevcuttur. Engizisyonun temel yargı usulü; önce bir şahsın ya da topluluğun suçlu olduğunun ihbarcılar vasıtasıyla tespit edilmesi, ağır işkenceler altında suçlarının itiraf ettirilmesi ve sonra göstermelik yargılamalarla hüküm verilmesi üzerine kurulmuştur.

Kurgulanmış bir darbe teşebbüsü akşamında, henüz hiçbir tahkikat yapılmadan Hizmet Hareketi darbe yapmakla suçlanmıştır. Yani hüküm çok önceden verilmiş, masumiyet karinesi yok sayılarak on binlerce insan, “cadı avı”na mârûz kalmıştır. Yargılamalar devam ederken idam cezasının konuşulması ve gündeme getirilmesi, Engizisyon gibi çağ dışı bir yargılama sisteminin Türk yargısı tarafından örnek alındığının göstergelerinden birisidir.

O gece 3 binin üzerinde hâkim ve savcının görevden alınması, yargıyı iktidara bağımlı hale getirmiştir. Bağımsızlığını yitirmiş savcı ve hâkimler artık yargılama yapmıyor, önlerine konulan ve cezası önceden belirlenmiş kararların altına imza atıyorlar. Yaklaşık sekiz asır önce Kilise ve devletin ortaklaşa yaptıkları zulmü, bugün muktedirler yargı sistemini bir maşa gibi kullanarak yapıyorlar.

Avrupa’nın Orta Çağ karanlıklarından kurtulmasını sağlayan temel sebeplerden biri de Engizisyon prangalarından kurtulup sivil anayasalar sayesinde yargı bağımsızlığını sağlamış olmasıdır.

Hukukun katledildiği, masumların kurgu mahkemelerle zindanlara atıldığı, güven duygusunun yok edildiği ülkemizde, adaletin siyasetin kirli yörüngesinden kurtulup zalimleri yargılaması ve masumlara haklarını iade etmesi temennisiyle…

 

Dipnotlar

[1] Orta Çağ, İspanya, Roma ve Portekiz Engizisyonları.

[2] TDV İslâm Ansiklopedisi, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 2013, c. 3, s. 471.

[3] Mehmet Esgin, “Engizisyonun günümüze hatırlattıkları,” Bozok Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1/1 (2012/1), s. 91–99.

[4] Dr. Dinçer Demirkent, Engizisyon Yargılama Usulü, Ankara Barosu Dergisi, 2017/2.

[5] A. Hikmet Eroğlu, “Farklı İnancı Tehdit Olarak Algılamanın Sonucu Engizisyon Terörü”, Dini Araştırmalar, cilt: 7, sayı: 20, 2004, s. 93–100.

[6] Peter Wensierski, Ulrich Schwarz, “Gottes willige Vollstrecker”, Der Spiegel, 23/1998, www.spiegel.de/politik/gottes-willige-vollstrecker-a-522aeb48-0002-0001-0000-000007897629.