İnsan her şeye muhtaç bir vaziyette bu dünyaya gönderilir. Her şeyi öğrenmeye, keşfetmeye, anlamaya çalışır. Etrafındaki eşyayı test ede ede bilgi sahibi olur. Yeni bir şey öğrendiğinde mutlu olur. Sonra dili dönmeye başladığında bu sefer etrafındakileri bıktıracak kadar “Bu ne? Bu kim? Bu nasıl oluyor?” sorularını sorar.

Okul zamanı gelince çocuklarımızın kendi istediklerini değil, bizim istediğimiz şeyleri öğrenmesini isteriz. Hayata daha iyi ve çabuk hazırlanmaları için onlara öncelikle lazım olduğunu düşündüğümüz bilgileri vermeye çalışırız. İşte burada bazen istenmeyen gelişmeler baş gösterir, çocuklardaki öğrenme arzusunun köreldiği görülür.

Bu konuda ailelere, okul yönetimine, öğretmenlere, hatta sosyal çevreye ve ülkenin yöneticilerine düşen roller vardır. Eğer el ele verip salih bir daire oluşturamazsak, çocuklarımız öğrenme isteklerini, daha çok gönüllerini eğlendiren oyunlarda ve eğlence dünyasında kullanacaklardır.

Eğitime önem veren toplumlarda, bu probleme kısmen çözümler üretilmiştir. Çocuk evde kitap okuyan, eğitici faaliyetler içinde bulunan, meraklı bir ebeveyne şahit olmaktadır. Okulda öğretmeni çok kitap okumakta, kitap okumayı ve öğrenmeyi sevdirecek faaliyetlerle çocuklara bu aşk aşılanmaktadır. Kütüphaneler çok güzel imkânlar ve ortamlarla kitap okunmayı teşvik etmektedir. Çocuğa verilen hediyeler arasında kitap da yer almaktadır. Üniversiteye gelindiğinde ise, artık kitap okumanın büyük bir ihtiyaç olduğunu kavramaktadırlar. Her yıl okunması gereken kitapların listesi çıkarılmakta ve bunlar bitirilmektedir. Genç, kendini iyi yetiştirmesi gerektiğini bilmektedir. Kitap okuma ve öğrenme artık onların bir karakteri haline gelmekte, yaşlandıklarında da bu alışkanlıklarını devam ettirmektedirler.