Ders zili çalmak üzereydi. Öğretmenler odasında, çayından son bir yudum alan Ahmet Bey’in içinden “Allah’ım göğsümü genişlet, dilimin bağını çöz, kolaylaştır, zorlaştırma, hayırlısıyla tamamına erdir.” duaları döküldü.

Kendisi mesleğine âşık ve idealist bir fizik öğretmeniydi. Öğrencileri bu tutkuyu hemen fark ederdi. Farklı bir bağ kurmuştu onlarla. İşte bir ders zili daha çalmış, kâinat kitabından bir sayfa okuyacak olmanın heyecanıyla sınıfa doğru yürüyordu.

Dersin başında öğrencilerinin dikkatini toplamak için ekranda büyük bir akrep resmi gösterdi. Sahra çöllerinde yaşayan bir akrep türüydü bu. Biraz bekledikten sonra, “Arkadaşlar, şimdi gözlerinizi kapatın ve hayal edin.” dedi ve devam etti:

Uçsuz bucaksız bir çölde, kapkaranlık bir gecenin tam ortasında, hiç kıpırdamadan bekleyen bir akrep düşünün. Bir de gecenin bu sessizliğini fırsat bilip yiyecek bulmak için etrafta dolaşan bir böcek var. Akrep, ses ve görüntü olmadan avının nerede olduğunu çok net bir şekilde tespit ediyor ve saniyeler içerisinde onu yakalıyor. Sizce akrep, görmeden ve duymadan bu böceğin yerini nasıl tespit edebilir?”

Bu ilginç soru öğrencilerde merak uyandırmış, ama doğru cevabı bilen çıkmamıştı.

Bakın çocuklar, sorumun cevabı bugün işleyeceğimiz dalgalar konusuyla ilgili. Dersin sonunda sizlere akrebin sırrını anlatacağım, şimdi beni dikkatle takip edin.” dedi ve dersinin hedeflerini anlatmaya başladı. Dalganın bir enerji iletimi olduğunu, mekanik dalgaların yayılması için, elektromanyetik dalgaların aksine, bir ortama ihtiyaç olduğunu örnekleriyle anlattı. Dalga denkleminden de bahsetmiş ve birkaç soruyla konuyu pekiştirmeye çalışmıştı. Öğrencileri dersi dikkatle takip ediyorlardı, ama zihinlerinin bir köşesinde, dersin başındaki akrep sorusu vardı.