Will Durant

“İspanya’daki Elhamrâ’dan, Hindistan’daki Tac Mahal’e kadar İslam sanatı, zaman ve mekânın sınırlarını aştı; ırk ve kan tefrikiyle alay etti, kendine has bir karakter geliştirdi ve bir zarafet bolluğu içinde insan dehasını dile getirdi, öyle ki daha üstünü yapılamadı.”[1]

“Bütün sanatlar İslamî hayatı güzelleştirmek için el ele vermişti. Böylece cilt ve hat motifleri kumaşlarda dokunmuş, çömlekçilikte pişirilmiş, kapılara ve mihraplara yerleştirilmiştir. Orta Çağ medeniyeti, sanatkârla zanaatkâr arasında büyük bir fark görmüyor idiyse bunun maksadı, sanatkârı küçültmek değil, zanaatkâra değer vermekti. Her türlü endüstrinin gayesi sanat hâline gelmekti. Dokumacı da çömlekçi gibi, kullanılıp gidecek imalat yapıyordu. Ancak eserine gösterdiği özen bambaşkaydı. Ustalığı ve sabrı sayesinde rüyası, elbiselerde, örtü ve halılarda, işlemelerde ifadesini buluyordu.”[2]

“Selçuklu mimarisinden kalan eserler binden fazladır. Doğuda Ani Camii, Konya’da şahane kapı ve muazzam Alâeddin Camii, Sırçalı Medresenin dantel gibi işlenmiş cephesi, Mezopotamya’da Musul Ulu Camii ve Bağdat’ta Müstansır Camii, Rey’de Tuğrul Bey Camii, Mevr’de Sultan Sencer’in türbesi; Hemedan’daki Alevî Camii’nin göz kamaştıran mihrabı, Kazvin’deki Cuma Camii’nin kubbesi ve eşsiz kemerleri, yine oradaki Haydariyye Camii’nin mihrabı ve kemerleri… İşte Selçuklu mimarlarının zevk ve maharetlerini ispat eden eserlerinden sadece bir kısmı… Ancak bu eserlerden hiçbiri, İsfahan’da Selçuklu devrinin şaheseri olan, Mescid-i Cuma (Cuma Camii) kadar güzel olamaz… Chartres yahut Notre-Dame Katedrali gibi bu cami de birçok asrın emeğini taşır. 1088’de yapılmasına başlanmış, sonradan birçok defa tamir ve ilâveler yapılmıştır. Bugünkü şeklini ise ancak 1612’de bulmuştur. En büyük kubbe büyük Türk veziri Nizâmülmülk’ün kitabesini taşır. Bunun tarihi 1038’dir. Mihrap ve minberin bulunduğu kısmın dış tarafı (25 metre yükseklikte), öyle eşsiz fayans ve mozaikle kaplanmıştır ki bu sanatın tarihinde bir benzerine rastlamak güçtür. İç kısımlar, birçok sütundan fışkıran çeşitli kubbeler ve kemerlerle kaplıdır. Mihrapta mermer harcıyla yapılmış bir barölyef (alçak rölyef) vardır ki lotus ve asma yapraklarını temsil eder ve bir de bütün İslam âleminde eşi bulunmayan kûfî hatla yazılma bir kitabe vardır. Bütün bu âbideler, Türklerin barbar olduğunu iddia edenleri hayal kırıklığına uğratmaya kâfidir. Selçuklu hükümdarları ve vezirleri, tarihin en iyi devlet adamları arasındadır. Aynı şekilde Selçuklu mimarları da dinin hâkim olduğu bir çağın kitlevî ve cüretkâr planlarla kendini gösteren en mâhir, en cesur sanatkârları oldu.”[3]

Dipnotlar

[1] Will Durant, İslam Medeniyeti, ter. Orhan Bahaeddin, Tercüman 1001 Temel Eser, (t.y.), s. 127–128.

[2] A.g.e. s. 141–142.

[3] A.g.e. s. 230–231.