Nefret söylemi, hukukun evrensel ilkelerinden olan ve belli başlı bütün uluslararası metinlerde yer alan “herkesin kanun önünde eşitliği” ve “ayrımcılık yasağı” kurallarını ihlal eden, hoşgörüsüzlüğe dayalı her türlü ifade biçimidir.[i] Avrupa Konseyinin yargı organı olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de içtihatlarında etnik veya dinî nefret içeren ifadelere geçit vermemekte; köken, ten rengi, sosyal grup, cinsel eğilim gibi her çeşit ayrımcılığın karşısında durmaktadır.[ii]

Demokratik toplum düzeni, halkı ilgilendiren bütün konuların açıklıkla müzakeresini ve münazarasını gerektirir. Çünkü toplumun refah, huzur ve mutluluk içinde kalkınması, fertlerin de kişiliklerini gerçekleştirmeleri, maddî ve manevî varlıklarını korumaları ve geliştirmeleri buna bağlıdır. Bundan ötürüdür ki günümüzde adalet ve refah bakımından en ileri seviyedeki devletlerde bunlar sabit parametreler olarak kabul edilir. Toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasındadır (Anayasa 5). Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir (Anayasa 17/1).

Açıklanan maksatların en elverişli vasıtası ifade hürriyetidir.[iii] Ancak nefret söylemi ifade hürriyetinden faydalanamaz. Çünkü nefret söylemi müspet değil menfi hareket mahiyetindedir. İyileştirmeye, ilerlemeye, ıslah etmeye, mükemmelleştirmeye değil; bilakis bozmaya, tahribe, yıkmaya, ayrıştırmaya, kamplaştırmaya ve kutuplaştırmaya dönüktür.

[i] Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu Kararı: 97/20, 1997 rm.coe.int/CoERMPublicCommonSearchServices/DisplayDCTMContent?documentId=0900001680505d5b

[ii] www.echr.coe.int/Documents/FS_Hate_speech_TUR.pdf

[iii] Arif Mert, “İfade Hürriyeti”, Çağlayan, Haziran 2018.