Varlık aslında bir bütün iken biz onu canlı veya cansız varlıklar şeklinde parçalayarak algılıyoruz. Bunda beynimizin ve hislerimizin rolü vardır, fakat temele inildiğinde, bunun bizim sonlu ve sınırlı fertler olmamızdan kaynaklandığı görülür.

Kâinat bir bütündür.” derken maddî nesneler olarak algıladığımız masa, sandalye, kitap, kalem, ağaç ve kuş gibi şeylerin aslında temel parçacıklardan yapıldığını, bu parçacıkların da belli bir yerde olmayıp bütün kâinata yayılmış dalga fonksiyonları şeklinde, birbirileriyle iç içe ve sürekli etkileşim hâlinde olduklarını kastediyoruz. Daha da önemlisi, bir parçanın ne olduğu ve özellikleri, diğer parçalara ve bu parçanın onlarla karşılıklı münasebetine göre belirlenmektedir. Aslında parçalara bölmek, aynı zamanda bir şeyleri daha iyi ve daha kolay anlamak için fizikte ve diğer bilimlerde kullanılan bir metottur. “İndirgemecilik” denilen bu metodun karşısında bütüncül bakış diyebileceğimiz “holistik anlayış” vardır. Bu görüşün temelinde de bütünün, onu oluşturan parçaların toplamından daha fazla bir şey olduğu gerçeği yatar. Mesela insan bir atom yığını olmayıp atomların toplamından çok daha fazla bir varlıktır. Aynı şekilde Sultanahmet Camii de onu oluşturan taş ve toprağın toplamından fazla ve farklı bir mânâ ifade eder. Mesnevî-i Şerif, içindeki kelimelerin veya harflerin toplamından ibaret değildir, çok derin anlamlar içerir. Netice olarak parçalar bütünü teşkil ederken tek tek parçalarda bulunmayan yeni özellikler ortaya çıkmaktadır.

Paylaş
Önceki İçerikİhlâs
Sonraki İçerikNamazla Telkin Edilenler