İnsanlar, Cenab-ı Hakk’a kulluk yapmaları için yaratılmış, yerler ve gökler bu gayeye hizmet etmek için muhteşem bir âhenkle döşenmiştir.[1] Gözümüzün önünde her an gerçekleşen bu muhteşem yaratılış, bizlere başıboş olmadığımızı ve kendi hayatımızı da belli hedefler yörüngesinde tanzim etmemiz gerektiğini ders veriyor.
Bir gemi rotasını çizmeden limandan ayrılır mı? Bir tüccar ne kadar satış olacağını hesaplamadan ürün alır mı? Bir aşçı, hazırlayacağı yemeğin kaç kişi için olduğunu sormaz mı? Hedefi önceden belirlenen bir hareket ile istenilen menzile ulaşılır. Bir işe gayesiz ve hedefsiz başlamak, pusulasız yola çıkmak gibidir. Çıkacağımız her yolun başında, soracağımız beş basit soru ile rotamızı aydınlatabiliriz.

Sistemli Hareketin İlk Adımı: Hedef Belirleme

Bir araştırmaya göre, insan kaynağı, süreçlerin yönetimi ve iletişim gibi temel faktörlerdeki arızalar sebebiyle çoğu proje başarısızlıkla sonuçlanmaktadır.[2] IBM’in yaptığı bir çalışmada, projelerin sadece %40’ı bütçe, zaman ve kalite hedeflerine ulaşabilmektedir.[3] Harcanan emek, zaman ve yatırım maliyetleri düşünüldüğünde, faturanın ne kadar ağır olduğunu tahmin etmek zor değildir. Çok ince hesapları, detaylı planları ve büyük bütçelerine rağmen dünya devi şirketler bile bu konuda problem yaşıyorsa, stratejik hedefleri ve başlangıçta bir yol haritası olmayan kurumların veya şahısların uzun vadede başarılı olma ihtimali, sebepler planında çok düşüktür.

Bir işe başlamadan önce bazı önemli soruları cevaplamalıyız. Niçin bu hedefe ulaşmak istiyoruz ve tam olarak ne yapacağız? Zaman sermayemizi nasıl kullanacağız? Şartlar ve imkânlar ölçüsünde ne kadar gerçekçiyiz? Hedefimize ulaştığımızı nereden bileceğiz? Gayemizin büyüklüğü ölçüsünde ve sorumluluklarımız perspektifinde soracağımız bu gibi sorular, fikrî bir hazırlığın yanında sistemli bir hareket tarzının da ilk adımı olacaktır.

George Doran, 1981 yılında yayımlanan bir makalesinde, şirket yöneticilerinin hedeflerini daha etkili bir şekilde belirleyebilmeleri için kolayca akıllarda kalabilecek bir kısaltma teklif etti: SMART yani “akıllı” hedef belirleme. Sırasıyla özel (specific), ölçülebilir (measurable), atanabilir (assignable), gerçekçi (realistic) ve zamana bağlı (time-related) kelimelerinin baş harflerinden ürettiği bu tek kelimelik strateji, farklı varyasyonları ile bütün dünyaya yayıldı. Zamanla, gerçekleştirilebilir, gerekçeli ve ilgili eklentileriyle beraber kullanımı yaygınlaştı.

Bu kelimeleri birer cümle ile izah edelim: Bir hedef belirlerken tam olarak ne yapacağımızı, bunu neden yapmak istediğimizi ve nasıl yapacağımızı özel olarak, yani kesin ve açık bir şekilde ifade etmeliyiz. Hedefe ulaştığımızı gösteren somut ve nicel kriterler belirlemeliyiz. Belirli kişileri bu göreve tayin edebilmeliyiz. Ayaklarımız yere basmalı, yani gerçekçi olmalıyız. Son olarak, yapacaklarımızı zamana bağlı olarak ifade etmeliyiz.

Ö.Z.G.Ü.N. Hedef Nasıl Belirlenir?

Biz SMART ifadesini, biraz adapte ederek, yine beş anahtar kelimenin baş harflerinden oluşan Ö.Z.G.Ü.N. kısaltmasıyla kullanabiliriz: Ö.Z.G.Ü.N. yani Özel, Zamana bağlı, Gerekçeli, Üretilebilir ve Nicel (ölçülebilir) hedefler koyma şeklinde ifade edeceğimiz bu metot ile yol haritamız belli olacak, hayalperestliğin getirdiği israftan korunacak, başarımız somut verilerle ölçülebilecek ve gelecekte atacağımız adımları tashih veya iyileştirme adına fikir verecektir.

Mesela, sadece “zayıflamak istiyorum” şeklindeki bir ifade, makul bir hedeften ziyade içimizden geçen bir temenniye benzer. Onun yerine zayıflama isteğinin sebebi ve bunun nasıl yapılacağı özel olarak “daha sağlıklı bir hayat için haftada üç gün spor salonuna gitmek” şeklinde ifade edilebilir. Bunu daha belirgin, ulaşılabilir ve ölçülebilir yapma adına, “Daha sağlıklı bir hayat için haftada en az üç gün, üniversitedeki spor salonuna giderek üç ay içinde sekiz kilogram zayıflamak istiyorum.” diyerek baştaki temenniyi ÖZGÜN bir hedef hâline çevirmiş oluruz.

Sosyal sorumluluk projesi yürütmek isteyen bir okul idaresi, bu temenniyi, “Sorumluluk ve yardımlaşma duygusunun gelişmesi için, lise öğrencilerimizle, 10 çeşit gıda ürününden oluşan en az 300 hediye paketini, en yakın mülteci kampına, şubat ayı sonunda ulaştırmayı hedefliyoruz.” şeklinde ifade ederse, muhataplarını ortak ve ÖZGÜN bir amaca yönlendirmiş olur. Özellikle bu tür çalışmalarda yapılması gerekenler, bir faaliyet planı şeklinde belirtilebilir. Bu planda; yapılacak işler küçük adımlara bölünerek her birini kimlerin, ne zamana kadar yapacağı listelenebilir. Bu adımların başarı kriterleri ve belirlenen süre sonunda tamamlandığının teyidi de olmalıdır ki sorumlulukların dağılımı ve sürecin takibi yapılabilsin.

Aynı yöntemi şahsî veya meslekî hayatımızda da tatbik edebiliriz. Mesela, sınıf içi yönetiminde problem yaşayan bir öğretmenin, bir türlü ulaşamadığı iki öğrenciyle ilgili olarak, veliye şikâyet etme, cezalandırma veya idareye rapor etme gibi bir türlü sonuç alamadığı eylemler yerine “Sınıfımdaki bu iki öğrenciyle 2×10 stratejisi[4] uygulayarak bağ kurmak istiyorum. Bu öğrencilerin her biriyle konuşmak istedikleri herhangi bir şey hakkında, önümüzdeki 10 gün boyunca, günde iki dakika sohbet edeceğim.” demesi ÖZGÜN ve yapıcı bir yaklaşıma adım atmak demektir.

Doğru Hedefle Başlamanın Kazandırdıkları

Kurumların hedeflerinin ölçülebilir bir şekilde ifadesinin pek çok faydası vardır. Böyle bir çalışmayla beklentiler en baştan, net bir şekilde belirlenmiş olur; bu da ilerde doğabilecek yetki kargaşasının ve performans yönetimi şikayetlerinin önüne geçer. Zira insanlar, duyduklarından ve gördüklerinden etkilenerek aceleci hükümler verebilir. Hedeflerin en baştan ölçülebilir ve herkes tarafından aynı tarzda anlaşılacak bir şekilde görüşülmesi hem ön yargılı değerlendirmelere set çeker hem de bizleri haksızlık yapmaktan korur. Ayrıca kişilere yaptıklarının sorumluluğunu alma erdemini kazandırır.

Kısaca şahsî ve kurumsal girişimlerimizde, ÖZGÜN hedefleri gözetmemizin pek çok faydası vardır. Stratejik düşünme, sürekli gelişim anlayışı, hadiselere bütüncül bakabilme, muhataplarla ortak dil oluşturma becerisi, ferdî hedeflerin müşterek stratejilerle örtüşmesi, paylaşılan liderlik anlayışının yerleşmesi gibi pek çok kazanım, planlama esnasında harcanılan emek ve zamanın ne kadar verimli olacağına işaret eder. Böyle bir fikrî hazırlığın, insanı vâsıtalara takılıp kalmaktan kurtaracağını ifade eden Fethullah Gülen Hocaefendi, “Her iş ve hamlede önce hedef ve maksadın tayin edilmesi lâzımdır ki insan, vesilelere bağlanıp kalmasın. Millet yolunda verilen hizmetlerde, ruha yön verilip hedef gösterilmezse, düşünceler girdaplaşır, hizmet edenler de bunların zebûnu olarak kalır giderler… Düşünce platformunda hedef ve maksat daima belirli ve birinci yeri işgal etmelidir. Yoksa, çokluğa gidilmiş ve dolayısıyla da şaşkınlığa düşülmüş olur. Nice çalımlı hamleler vardır ki gaye ve vasıta karmaşıklığı yüzünden semeresiz kalmış; hiçbir hayırlı neticeye ulaşamadığı gibi, arkada da bir sürü kin ve nefret bırakmıştır.”[5] diyerek yolumuzu aydınlatacak önemli bir ölçüyü ifade etmekte ve “Her hamle ve hareket adamının perspektifinde, her şeyden evvel, Yüce Yaratıcı ve O’nun hoşnutluğu olmalıdır.” diye eklemektedir.
Her işi hikmetle yapan Allah’a (celle celâluhu) saygının bir ifadesi olarak bizler de hedeflerimizi en güzel şekilde planlamalı ve neticesini O’na bırakmalıyız. Gaye-i hayallerimizin peşinde koşarken nereye doğru koştuğumuzu unutmamamız; daha sistematik, gerçekçi, açık ve hesabı verilebilir hedeflerle hayatımızı tanzim edebilmemiz temennisiyle.

Dipnotlar

[1] “Ben cinleri ve insanları sırf Beni tanıyıp yalnız Bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zâriyât, 51/56).

[2] Shiven Sompura ve James Roessling, “How to Recognize Project Failure and Initiate Project Recovery”, PM World Journal, 8/9, 2019.

[3] “The True Cost of Project Failure”, gurnet.com/the-true-cost-of-project-failure/

[4] R. J. Wlodkowski, The M.O.S.T. program: motivational opportunities for successful teaching”, Phoenix, AZ: Universal Dimensions, 1983. (Wlodkowski, bu metot uygulandığında, bir öğrencinin davranışında yüzde 85’lik bir gelişme olduğunu ve sınıftaki diğer öğrencilerin davranışlarının iyileştiğini tespit etmiştir).

[5] M. Fethullah Gülen, Ölçü veya Yoldaki Işıklar, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 135.