Georgetown Üniversitesi Tıp Merkezi araştırmacıları, beynimizin özel bir bölümünün, kelimeleri, mânâlarından önce basit resimleriyle algıladığını tespit ettiler. Başka bir ifadeyle, yaptıkları çalışmada, öğrendiğimiz kelimelerin beynimizde ses ve anlamlarından önce, onları temsil eden suretleriyle algılandığını ortaya koydular.[1]

Araştırmacılar, fMRI (fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme) ile 12 katılımcı üzerinde incelemeler yaparak sol kulağın hemen arkasında “kelime görüntüleme bölgesi” adı verilen küçük bir sahaya odaklandılar.

Kelime görüntüleme bölgesi.

Bu alanın bilhassa ilgi çekici özelliği, beynin sağ yarım küresindeki simetriğinde yer alan benzer bir bölgenin, “iğ şeklindeki, yüzleri tanıma bölgesi” olarak isimlendirilen kısmın, beynin insan yüzlerini tanıma ile vazifeli kılınmış bölgesi olarak bilinmesidir. Okuma yazma bilmeyen çocuk ve yetişkinlerde bu yüz tanıma ve kelime görüntüleme bölgesi, yüz tanıma fonksiyonunda kullanılmaktadır. Okuma yazma öğrendikçe kelime görüntülenme bölgesi sadece kelime tanımada kullanılmaya başlanır. Âşina olduğumuz yüzler hafızamızda (yüz tanıma bölgesi) yer ettiği gibi, öğrendiğimiz kelimeler de bu görsel kelime sözlüğünde birer birer yerini almaktadır.

Yazılı Kelime, Düşünülen Kelime ve Seslendirilen Kelime

Tam bu noktada aklımıza buradaki kelimelerin yazılı kelimeler olduğu ve telaffuz edilen, yani ses dalgaları ile ortaya çıkan kelimeler olmadığı gelebilir. Acaba işitmenin, okuma sırasında nasıl bir rolü vardır?

Bu konuda çalışan sinir bilimci Lorenzo Magrassi ve meslektaşları, 16 katılımcı üstünde, beynin Broca’s alanı[2]olarak bilinen, dil ve konuşma işleme/üretim merkezi üstündeki nöral faaliyetler üzerinde yoğunlaştılar. Bu deneyin en enteresan taraflarından biri, sadece “uyanık cerrahî” olarak isimlendirilen, yani katılımcılar uyanıkken ve kafatası kısmen açıkken yapılabilmesidir.[3] Beynin kendisi acı duymadığından kafatası açıkken bu tür araştırmalar yapılabilmektedir.

İnsanların herhangi bir konuşmada dinledikleri kelimeler, kulaktan beyne ulaşan ses sinyali veya ses dalgalanması olarak iletilir ve elektromanyetik dalgalar halinde beyinde bir nöral aktiviteye ve dalgalanmaya sebep olur. Sesin bu dalga paketi halindeki birimi, “ses zarfı” veya “ses kılıfı” olarak isimlendirilmektedir. Dolayısıyla her bir kelimenin karşılığı olarak bir ses zarfı ve buna karşılık beyinde bir nöral aktivite ve elektrik dalgalanması olduğunu kabul edebiliriz.

Magrassi ve ekibi, sesli okumada veya bir kelimeyi duyduğumuzda ortaya çıkan ses zarfı ile nöral elektromanyetik dalgalanma eşleşmesinin, sessiz okuduğumuzda da aynı şekilde vücut bulduğunu, yani sanki kelimeler duyulmuş gibi Broca alanında nöral aktivitelerin görüldüğünü tespit etti. Burada ilgi çekici bir nokta vardı: Biz henüz konuşmaya başlamadan, hatta konuşmaya niyetlenip planlamadan, sadece kelimeyi düşünsek bile, kelimeye ait ses zarfı, beyinde hazır oluyordu. Bu tespit, sadece düşündüğümüzde bile kelimeleri niçin içimizde duyuyormuş gibi hissettiğimizi de açıklamaktadır. Bunun üzerine araştırmacılar konuşmadan da düşünülen kelimeleri beyinden dışarıya iletme konusunda insan-bilgisayar uyumunu sağlayacak bir arayüz yazılımı için çalışmalar yapmaya başlamışlardır.[4] Bu sayede, konuşma organları düzgün çalışmayan insanlar, sadece düşünerek zihninden geçirdiklerini, özel yazılım ve donanımlar yardımıyla muhataplarına iletebileceklerdir.

Özetle; düşünülen, sessizce okunan veya telaffuz edilen bir kelime, önce beynimizdeki kelime görüntüleme bölgesinde ve ses zarfı-nöral aktivite olarak Broca alanında temessül ettirilmekte, yani bu kelimeye belirli bir suret verilmekte, sonra da eğer konuşursak simetrik bir süreçle dinleyicilerin beyinlerinin aynı bölgelerinde yansımaktadır. Diğer bir ifadeyle, beynin bu bölgeleri, kelimenin mahiyeti ile aksedeceği birer “ayna” hükmünde yaratılmıştır denilebilir.[5]

Kelimeler hissiyatımızı da taşıdığından dolayı, seçtiğimiz bir kelime mahiyeti ile aktarıldığında, muhatapta da benzer hisler uyanmakta mıdır? Bu konuda yapılan başka bir araştırmada,[6] telaffuz edilen kelimelerdeki ses perdesi değişikliklerinin, beyinde farklı nöronların cevap vermesine, yani farklı yansımalara sebep olduğu görülmüştür. Konuşan kişinin ses tonundaki perdelere dikkat ederek samimi olup olmadığını tahmin etmek mümkündür. Yalan söyleyen bir kişinin gözleri genellikle başka tarafa kayar, zira telaffuz ettiği kelimenin mahiyeti ile beynindeki kelime görüntüleme bölgesi birbirine uymamaktadır.

Bütün bu araştırmalar neticesinde; insan beyninin, kelimelerin mahiyetlerine ayna olacak şekilde yaratıldığını ve kelimelerin havadaki herhangi bir ses dalgasından farklı olduğunu söyleyebiliriz. Bu noktada, Bediüzzaman Hazretlerinin şu tespitini hatırlayalım:

Hem nasıl ki kâinattaki san’atı, kemâl-i intizamından kitap şekline girdi. İnsandaki sıbgatı (boyası) ve nakş-ı hikmeti dahi hitap çiçeğini açtı. Yani, o san’at, o derece mânidar ve hassas ve güzeldir ki o makine-i zîhayattaki cihazatı, fonoğraf gibi nutka geldi, söylettirdi. Ve öyle bir ahsen-i takvim içinde bir sıbga-i Rabbâniye vermiş ki o maddî, cismanî, câmid (cansız) kafada manevî, gaybî, hayattar olan beyan ve hitap çiçeği açıldı. Ve o insan kafasındaki kabiliyet-i nutuk ve beyana o derece ulvî cihazat ve istidat verdi ki Sultan-ı Ezelîye muhatap olacak bir makamda inkişaf ettirdi, terakki verdi. Yani, fıtrat-ı insaniyedeki sıbga-i Rabbâniye, hitab-ı İlâhî çiçeğini açtı. Hiç mümkün müdür ki kitap derecesine gelen bütün mevcudattaki san’ata ve hitap makamına gelen insandaki o sıbgaya Vâhid-i Ehad’den başkası karışabilsin? Hâşâ![7]

Acaba bazı mübarek kelimelerin temessülü yanında tecessümü (cisimleşmesi) de mümkün müdür? Yine Üstad Hazretleri’ne kulak verelim:

Dünyada yediğin meyve üstünde söylediğin ‘Elhamdülillah’ kelimesi, cennet meyvesi olarak tecessüm ettirilip sana takdim edilir. Burada meyve yersin, orada ‘Elhamdülillah’ yersin. Ve nimette ve taam içinde in’am-ı İlahîyi ve iltifat-ı Rahmanîyi gördüğünden, o lezzetli şükr-ü manevî, cennette gayet leziz bir taam suretinde sana verileceği, hadîsin nassıyla, Kur’ân’ın işârâtıyla ve hikmet ve rahmetin iktizasıyla sabittir.[8]

En alttaki resim shutterstock’dan değil o resimdeki alttaki kırmızı ile boyanmış yuvarlak alanı (visual word form area) kesip veya kopyalayarak bu beyin şeklinin üzerinde işaretlersek telif vermeden kurtuluruz. Veya ortadaki şekilde de kırmızı yuvarlağı aynı yere koyabilirseniz olur, ama ortadaki şekil sola bakıyor. İyi hesaplarsanız aynı bölgeye yapıştırılabilir. Yahut ikisi de sola bakan beyin şeklinde bu işlem daha kolay olur.

Dipnotlar

[1] “After Learning New Words, Brain Sees Them as Pictures”, gumc.georgetown.edu/news-release/after-learning-new-words-brain-sees-them-as-pictures/

[2] “Broca’s area”, en.wikipedia.org/wiki/ Broca’s_area

[3] “Why you can ‘hear’ words inside your head”, www.bbc.com/future/article/20200929-what-your-thoughts-sound-like

[4] “The Long Search for a Computer That Speaks Your Mind”, www.wired.com/story/the-long-search-for-a-computer-that-speaks-your-mind/

[5] Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 767.

[6] “How the human brain detects the ‘music’ of speech”, www.sciencedaily.com/releases/2017/08/170824141234.htm

[7] Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 265.

[8] Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 705.