“Hazreti Muhammed Mekke’de tebliğe başladığında, Arabistan’ın tamamı müzmin bir ihtilaf içindeydi. Yarımadada bulunan çok sayıda Bedevî kabilenin her birinin kendine has kanunları vardı ve kabileler birbiriyle daimî bir savaş hâlindeydi. Araplar için bir birlik oluşturmak imkânsız gibi görünüyordu ve bu da dünya sahnesindeki yerlerini almalarını sağlayacak bir medeniyet ve devlet kuramayacakları mânâsına geliyordu. Hicaz, vahşi bir barbarlığa mahkûm görünüyordu ve medeniyetten uzak düşmüştü. Ancak 23 yıl sonra, Hazreti Muhammed 8 Haziran 632’de vefat ettiğinde, hemen hemen bütün kabileleri, yeni bir Müslüman toplum olarak birleştirmeye muvaffak olmuştu. Bu biraz istikrarsız bir dönemdi. Hazreti Muhammed’in de çok iyi bildiği gibi, birçok Bedevî, gizli bir şekilde, eski putperestlik inançlarını sürdürüyordu. Ancak her şeye rağmen, bu Arap birliği devam etti. Hazreti Muhammed’in çok yüksek seviyede yönetim kabiliyeti vardı. Halkının şartlarını tamamen değiştirmiş, onları faydasız şiddet ve ihtilaflardan kurtarmış ve onlara iftihar edecekleri yeni bir kimlik kazandırmıştı. Artık kendi eşsiz kültürlerini kurmaya hazır bir hâldeydiler ve Hazreti Muhammed’in talimi öyle büyük bir güç kaynağının kilidini açmıştı ki 100 yıl içinde Arapların imparatorluğu Cebelitarık’tan Himalayalar’a kadar uzandı.”[1]

 

 

Dipnot

[1] Karen Armstrong, Muhammad: A Biography of the Prophet, New York: HarperCollins, 1992, s. 46.