
Bahira’nın Oğlu
Denizlerden esen ince bir serinlikadıyla beraber girdi şehre;This content is restricted. Please subscribe or log in to access full content.Tüm içeriği görmek için lütfen giriş

Denizlerden esen ince bir serinlikadıyla beraber girdi şehre;This content is restricted. Please subscribe or log in to access full content.Tüm içeriği görmek için lütfen giriş

– Bu şiir; Kalabalıkların arasında kaybolmayanlara Karanlığın içinden geçip aydınlığa ulaşanlara Bir tek O Nur’a tutunup geri kalan her şeyi geride bırakabilenlere… – Dünya yaldızlıydı.

Gözlerin yâ Resûlallah! O simsiyah, elmas gözlerin Gözlerin yâ Resûlallah! O mihrimah, haslardan has gözlerin Vahye mazhar, dâreyne yollar çizen gözlerin Her kilidin şifresi, sırlar

Tükenmez baharı hiçe sığdırdık Çileyi bal ettik bir gül hatrına Gözden kan akardı içe yağdırdık Dilleri lâl ettik gönül hatrına Yurt yuvalar dardı gaybubet gördük

Annemin elleriyle başladı yol, avlunun taşlarına sinmiş bir dua gibi sırtımı okşadı. “Git!” dedi, “Bu yangını söndürmeye değil, aşkını yakmaya git!” Hatta acele davran, koş,

‘Bir’ var için yok olmaya geldinse, güzellikten Çatlayan müşfik üzüm çubuğundan söyle: Varlıkta hiçlik şarabı tatmak nedir? İki kızıl gözbebeğin, aşk deryasına dalarken Alev alev,

Fazla güzelsiniz, hayli fazla; yaşam sanılan çırpınışa beden, vatan denilen tapuya varis olmak için fazla. Güneş gibi sade, yağmur gibi harc-ı âlem, hava gibi sıradan,

Seyreyleyip bağ bahçeyi, gezer idin gençlik çağı Göz dolduran âlemleri, sezer idin gençlik çağı. Yıldan yıla durmaksızın, eskittiğin her ilkbahar Gül dermeden gülşen geçip tozar

Yalnız adam! Avuçlarında sıkarak zamanları, Affetti birer birer, kendine kötülük yapanları. İnsanlığı yüceltmekti hedefi, düşünerek âtideki ânları, Rabbim kabul etsin yaptığı bütün duaları. Yalnız adam!

Bak şimdi, şu boşluk var ya içimde; Rüzgârın uğultusu, dönerek yankılanan, Bir veda kalmış arkaik sarkıtlarda, Terleyen kristallerde gözyaşı umutlarım… Bak şimdi, şu yıldız seması