1. Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin; istiğna, nezahet, tefekkür ve şefkat gibi düstur ve vasıfları olduğu malumdur. Ömrü boyunca Sünnet-i Seniyyeye ittiba etmiştir. Biz bilhassa onun dört vasfına dikkat çekmek istiyoruz:
    1. İstibdat Karşısında Dik Durma

    İstibdat, despotluk demektir. Baskıcı, temel hak ve hürriyetlere tecavüz eden bir zulüm sistemidir.

    Bediüzzaman, istibdadı çok açık bir şekilde kınar: “İstibdat tahakkümdür, muamele-i keyfiyedir, kuvvete istinad ile cebirdir, rey-i vahiddir, sû-i istimalata gayet müsait bir zemindir, zulmün temelidir, insaniyetin mahisidir.”[1](İstibdat; zorbalıktır, keyfi muameledir, kuvvete dayalı zor kullanmadır, tek kişinin görüşüdür, suiistimallere açık bir zemindir, zulmün temelidir ve insanlığı mahveder).

    “İstibdat, zulüm ve tahakkümdür. Meşrutiyet, adalet ve şeriattır. Padişah, Peygamberimizin emrine itaat etse ve yoluna gitse halifedir. Biz de ona itaat edeceğiz. Yoksa Peygambere tâbi olmayıp zulüm edenler, padişah da olsalar haydutturlar.”[2]

    İstibdadın önlenmesinde, kuvvetler ayrılığı ilkesinin önemli bir rolü vardır. Güçlerin ayrılması teorisi ile Locke, liberal devlet öğretisinin en önemli unsurunu belirtmiştir. Onun bu görüşünü daha ileriye götüren kişi, Baron de Montesquieu (1689–1755) olmuştur. Biraz geriye gidersek, kuvvetler ayrılığı ilkesini ilk ortaya atan Aristo’dur. Bununla birlikte ona son şeklini Montesquieu vermiştir. Locke’un fikirlerinden etkilenen Montesquieu, devletin üç erki olduğunu; yasama, yürütme ve yargıdan oluşan bu üç kuvvetin birbirini dengelemesi gerektiğini belirtmektedir.[3]

    Kanunlarla hürriyet arasında tutarlı ve geçerli bir dengenin kurulması, bu üç devlet gücünün ayrı organlar eliyle kullanılması ile mümkün olacaktır. Montesquieu’nun siyaset öğretisi dengeye, iktidarla sınırlanmasına dayanır. İktidar sahipleri, devletin gücünü belli çevrelerin çıkarı için kullanabilir, halkı ezebilir, korkutabilir, suçsuz insanları hapse atabilir. Bu tür zulümleri önlemek için bahsi geçen kuvvetler birbirinden ayrılmalıdır. Kuvvetler ayrılığı ilkesiyle hem devlet yönetimi devam eder hem de temel hak ve hürriyetler koruma altına alınır. Montesquieu’ya göre hükümet, bir vatandaşın diğerini korkutmayacağı bir ortam hazırlamadıkça huzuru sağlayamaz. Hâlbuki bir ülkede en önemli korkulardan biri, vatandaşın devletten çekinmesidir. Bu korkuyu gidermek, ancak devlet içinde kuvvetler ayrılığı ilkesinin uygulanması ve bağımsız bir medyaya izin verilmesiyle olur.[4]

    1. İlim, Marifet ve Dengeye Önem Verme

    Üstad Hazretleri hakikat aşığıdır.  “Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünûn-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. O iki cenah (kanat) ile talebenin himmeti pervaz eder. İttihad etmedikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder”[5]ifadeleriyle insanın kemâlinin ilim, marifet ve muvazeneyle gerçekleşebileceğine dikkat çeker.

    Üstad’a göre üç düşmanımız vardır: “Bizim düşmanımız; cehalet, zaruret, ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet, ittifak silahıyla cihad edeceğiz.”[6]

    İçtimaî huzur, okulları kapatıp hapishaneler açarak sağlanmaz. Haksızlıklar karşısında susulmamalı, ama kanun dışına da çıkılmamalıdır. Her zaman ve zeminde müspet hareket edilmelidir.

    1. Siyaseti İman Hizmetinden Uzak Tutma

    Üstad iman hizmetiyle siyaseti ayırmıştır. Dini siyasete alet eden anlayışlar, dinin ruhunu zedelemiş, nifak, ihtilaf ve zulümler doğurmuştur.

    Siyaset; seyis, yani at bakıcısı gibi olmalıdır. At hükümettir, devlettir. Atın sahibi halktır. Siyasetçi halkın atına sahip çıkmalıdır. Devletin halkına zulmetme hakkı yoktur.

    Bediüzzaman Hazretleri, “Güneş gibi hakikat-i imaniye ve Kur’âniye, yerdeki muvakkat ışıkların cazibesine tâbi ve âlet olmadığı gibi, o hakikati cidden tanıyan, değil küre-i arzdaki hadisata, belki kâinata da âlet edemez”[7]demiştir.

    1. Yeni İnsan Modeli Sunma

    Yeni insan; merhametli, şefkatli, Allah’a kulluğunun şuurunda, tahakküme teslim olmayan, iyilere karşı mahcup ve mütevazı ancak kötülere karşı izzetli ve dik duruşludur.

    Yeni insan, insanlığın yangınına su taşıyan bir itfaiye eridir. Fedakârdır, doğruluk ve dürüstlükten taviz vermez. İhlaslıdır, güzel görür ve güzel düşünür.[8]

    Yeni insan için hak haktır, küçüğü büyüğü olmaz. “Hakkı tanıyan, hakkın hatırını hiçbir hatıra feda etmez. Zira hakkın hatırı âlidir; hiçbir hatıra feda edilmemek gerektir.”[9]

    Yeni insan her zaman asayişin yanındadır, o bir emniyet ve sulh insanıdır. Her zaman kanun çerçevesinde hareket eder. Gayr-i meşru yol ve yöntemlere tevessül etmez.[10]

    Yeni insan enaniyeti terk eder, aciz, muhtaç ve kusurlu olduğunun farkında olarak şevk, şükür, tefekkür ve şefkatle kendisini insanlığa hizmete adar.[11]

    Yeni insan, inancın ikliminde, ilim ve marifetullahın rehberliğinde muhabbetullaha kavuşmuştur. Böylece bütün mevcudatı sevmiş, ibadet buudlu yaşayan kimsedir. Yeni insan; Bediüzzaman’dır, Tahiri Mutlu’dur, Bayram Yüksel’dir, Zübeyir Gündüzalp’tir, Mustafa Sungur’dur, Fethullah Gülen Hocaefendi’dir ve onların yollarından gidendir.

    Dipnotlar

    [1]Bediüzzaman Said Nursi (2007). Münazarat. İstanbul: Yeni Asya Neşriyat, s. 50–51.

    [2]Bediüzzaman Said Nursi (2017). Tarihçe-i Hayat, İstanbul: Şahdamar Yayınları, s. 61.

    [3]Bkz. İrfan Çelik. (2011). “Kuvvetler Ayrılığı: Bir İndirgeme ve Dönüşümü”. Liberal Düşünce, sayı 64, s. 135–159.

    [4]Bkz. Celal Büyük. (2010). “Yasama Yürütme Yargı: Platon’dan Montesquieu’ya Devletin Fonksiyonlarına Genel Bir Bakış”. Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, cilt 10, sayı 1.

    [5]Bediüzzaman Said Nursi (2006). Münazarat, [Sadeleştirme ve açıklama: Abdullah Aymaz], İstanbul: Şahdamar

    Yayınları, s. 125.

    [6]Bediüzzaman Said Nursi (2017). Tarihçe-i Hayat, İstanbul: Şahdamar Yayınları, s. 61.

    [7]Bediüzzaman Said Nursi (2010). Sikke-i Tasdiki Gaybî, İstanbul: Şahdamar Yayınları, s. 174.

    [8]Bkz. Bediüzzaman Said Nursi (2010). Mektubat, İstanbul: Şahdamar Yayınları, s. 532.

    [9]Bediüzzaman Said Nursi (2006). Münazarat, [Sadeleştirme ve açıklama: Abdullah Aymaz], İstanbul: Şahdamar

    Yayınları, s. 50.

    [10]Bkz. Bediüzzaman Said Nursi (2010). Emirdağ Lahikası, İstanbul: Şahdamar Yayınları, s. 72.

    [11]Bkz. Bediüzzaman Said Nursi (2010). Mektubat, İstanbul: Şahdamar Yayınları, s. 17.