Evrim anlayışına göre, bir canlıda yeni bir özelliğin kendi kendine ortaya çıkması için, tabii seleksiyondan önce fertte uyuma yönelik faydalı bir değişiklik ortaya çıkmalıdır ki türler birbirleriyle rekabet etmeleri için bazı avantajlara sahip olabilsinler. Bu yüzden, çok büyük değişiklikler geçireceğine inandıkları canlılarda, bu değişmenin ortaya çıkmasına imkân verecek bir güce ihtiyaç duymaktadırlar. Peki, organizmalarda değişmeye sebep olabilecek şey tam olarak nedir?

1940’larda bazı bilim adamları, genetik kalıtımın sebebi olarak DNA’yı fark etmişlerdir, fakat ancak 1953 yılında, Francis Crick ve James D. Watson bu molekülün, meşhur çift spiral yapısını keşfetmiştir. DNA molekülü, alfabedeki harflerin görevini yapan azotlu bazlardan yapılmış dört nükleotid (A-T, G-C) vasıtasıyla genetik bilgiyi kodlamaktadır. DNA dizilerine proteinleri kodlama kabiliyeti verildiğinden dolayı, DNA’nın bu şifreleri aslında mesajdır. DNA’nın bu baz dizilerinin proteinleri kodlamasını, harfler kullanılarak mânâlı bir metin yazmaya benzetebiliriz (1. Şekil). Biz nasıl mânâsı olmayan harflerden oluşmuş bir metin ile mânâsı olan bir metin arasındaki farkı anlayabilirsek, hücre de akılsız ve şuursuz görülmesine rağmen, rastgele dizilmiş bir DNA ile gerçek bilgi taşıyan bir mesaj arasındaki farka göre fonksiyonda bulunacak şekilde yaratılmıştır.

Astronomik sayıda muhtemel DNA dizilerinden sadece aşırı derecede küçük bir kısım, fonksiyonel bir proteini kodlar. Cambridge’te paleontolog Simon Conway Morris, “Hücre içinde sanki bir okyanus içinde yüzen milyonlarca işe yaramaz şifre içinden işe yarayan ve gerekli olan şifrelerin ‘hususi hazırlanmış adalar’ şeklinde seçilmesi, çok açık olarak akıllı bir tercihi gösterir” demektedir.

Bununla beraber, Neo-Darvinciler, DNA’nın, biyolojik açıdan önemli yapıları bu kadar küllî bir ilim ve kudreti, dolayısıyla bir Allah (celle celâluhu) inancını gerektirecek şekilde kodlamasını kabul edemezler. Bunun yerine, tesadüfî gen mutasyonları üzerinde iş gören akılsız tabii seleksiyonda gizli bir ilim, irade ve kudret vehmederler.

 

Mutasyonlar

Mutasyonlar, DNA molekülündeki değişmelerdir. DNA’nın küçük bir bölgesindeki nükleotid bazlarından birkaçının değişmesiyle (nokta mutasyon) bir aminoasidin şifresi bozulabilir ve protein zincirindeki bu yere farklı bir aminoasit girebilir. Gerçekten yeni bir genetik bilgiyi, gen havuzuna sokmanın bilinen tek yolu, tek tek genlerin nükleotid bazlarını değiştirmektir. Bu tarz mutasyonlar, genel olarak DNA kopyalamasında meydana gelen zahiren tesadüfî kopyalama hatalardır. Hastalıklara ve ölüme perde olması için yaratılan bu mutasyonların oluş sıklığı, sıcaklık, kimyevî maddeler veya radyasyon ile artmaktadır.

Nokta mutasyonları nadir olarak görülür. Ama ne kadar nadir? Bir genin ortalama olarak her 100.000 ila 1.000.000 replikasyonda (yeniden üretiminde) bir kere değiştikleri bilinmektedir. Çalışmalar göstermiştir ki mutant bir gen ortalama olarak, 10 ila 100 gamette (üreme hücresinde) bir görülmektedir. Bir dokuya ait özelliği kodlayacak bir gende meydana gelen bir nokta mutasyonu, hücrenin işleyiş bilgisinde bir değişme olarak düşünülebilir. Hücre içerisindeki işleyişle alakalı bir bilgiyi kodlayan bir gen ile yazılmış bir kitapta bulunan mânâlı bir kelimenin durumu oldukça benzemektedir. Bu kitapta bulunan bazı kelimelerdeki harfler gelişigüzel değişse ne olur? Kitapta bir gelişme olur mu? Her bakımdan ölçülü ve planlı bir şekilde bir ilimle yazılan bir kitaptaki bu tarz değişmeler, çok büyük ihtimalle sahip olduğu mânâlı bilginin artmasına değil, azalmasına sebep olur. Bu değişiklikler çok fazla olursa neticede kitap mânâsız bir saçmalıklar yığını hâline gelecektir.

Çok büyük bir çoğunlukta ise fonksiyonel genlerdeki nokta mutasyonları zararlı veya öldürücüdür. Diğer bir tabirle, genel yapıya ait bozukluklara ve genetik hastalıklara sebep olmakta, hatta ölüme yol açmaktadırlar. Netice olarak, mutasyonların çoğu, “akıllı tabii seleksiyon(!)” tarafından elenmektedir. Büyük tahribata sebep olabilen bazı ölümcül mutasyonlar; organizmanın, hayatının henüz zigot veya embriyo safhasında sona ermesine sebep olmaktadır.

DNA parçasının bütününü içine alan büyük bir değişikliğin ortaya çıkması (kromozom mutasyonu) ise bir DNA parçasının bilemediğimiz bir sebeple iki misline çıkması, bir parçanın kaybolması, aynı veya farklı bölgedeki DNA molekülüyle başka bir yerdeki parçanın yer değiştirmesi veya tersine dönerek yerleşmesi şeklinde olabilir. Kromozom mutasyonları gen dizilmelerinde bazı parçaları değiştirebilir. Fakat böyle meydana gelmiş ‘yeni’ genlerin, evrimde müessir olabilmesi için tabiî seleksiyonun ihtiyaç duyduğu yeni özellikleri ortaya çıkarmak üzere belli bir sıra ve düzen içinde sürekli biriktiğine dair bir delil de yoktur. Kromozom mutasyonları sadece yaratılıştan mevcut olan genlerin yerlerini/vazifelerini yeniden değiştirebilir. Yeni planlara ve hususi organ sistemlerine sahip canlı şubelerinin ortaya çıkabilmesi için mutasyonlarla yeni ortaya çıkmış normal bir yapı gözlenmemiştir. Evrime inananların bunun olacağını tahmin etmeleri, bunun kesinlikle olacağı demek değildir.

Normal olarak bir gen, sadece bir fonksiyon için yaratılmıştır (bir protein sentezlemek veya proteinlerin üretimini düzenlemek gibi). Ancak, eğer bir gen duplike olursa (iki misline çıkarsa) çift hâle gelen gen fazladan olacağı için, zaten orijinal gen tarafından yeterli şekilde yerine getirilen bir fonksiyonu sergilemeyecektir. Bu yüzden, evrimcilere göre kendiliğinden başka genetik ihtimaller meydana gelebilir. Neo-Darvincilerin iddiasına göre, iki misline çıkmış bir gen, “genetik uzay” boyunca “başıboş hâlde gezinerek”, daha sonra makroevrimde işe yarayacak değişmelere temel olabilecek, bazı yeni fonksiyonları tesadüfen elde edebilir(!).

Böyle bir iddiayı dillendirmek insana kolay gelse de incelendiği zaman makuliyetini çok çabuk kaybeder. İddia sahiplerine göre böyle bir genin seleksiyon baskısından kurtulduğunda, nasıl değişeceği tamamen şans ile belirlenmektedir.  Fonksiyonel olarak kalan orijinal genin tersine, iki katına çıkan gen sadece bir yere oturur ve kendisinin, kromozoma ait diğer mutasyonlar vasıtası ile bazı yeni fonksiyonlara sahip bir gene dönüşmesini bekler. Ancak nokta mutasyonları çok ender meydana gelmektedir. Buna ek olarak, çift hâle gelmiş genin başına gelecek herhangi bir ek kromozom mutasyonu, sadece genin yeniden belli bir yerde konumlanması ve düzenlenmesi için şansa dayalı bir hareketten öte bir şey değildir.

 

Makroevrim İçin Delil Var mı?

 

Genomları ile kolaylıkla oynanabilen, kısa hayat süreleri ve üreme süreçleri ile çok sayıda nesli gözlemlemeye izin veren meyve sinekleri, bu çalışmalarda iyi bir örnektir. Sayısız deneye tabi tutulan meyve sinekleri, mutasyon oranlarını artırmak için radyasyona maruz bırakılmışlardır. Bunların arasında yeni bir organı meydana getiren bir mutasyona dair hiçbir delil yoktur. Mutasyonlarla buruşuk kanatlı, normalden büyük veya küçük kanatı, iki çift kanatı olan, fakat kasları bulunmayan, bozuk bacaklara ve antenlere sahip mutantlar üretilmiş, ancak bütün bu zorlama mutasyonlar, uçmak için daha uygun yeni bir kanat türü yaratmamış, aksine hilkat garibelerinin meydana gelmesine sebep olmuştur. Mesela, Antennapedia olarak bilinen, antenlerinin çıkması gereken yerden bacakları çıkan meyve sinekleri gibi anomaliler oluşmuştur. (2. Şekil). Aslında bu ucubeler bile var olan yapıların, değişik bir tarzda olsa da sadece yeni bir düzenlemesidir. Mutasyonlar bir meyve sineğini başka bir cins sineğe dönüştürmemiştir. Deneyler sadece meyve sineklerinin bozuk varyasyonlarını üretmektedir.

Biyolojik dünyada mutasyonlar, birçoğu zararlı, bir kısmı da zararlı olmasa bile organizmaya ne yardım eden ne de engel olan, sadece nötr değişmelerdir. Aslında, sert çevre hasarlarının baskısının anormal derecede arttığı aşırı şartlar haricinde (bakterilerin antibiyotiklere maruz kaldığında dirençli hâle gelmeleri gibi), hiçbir faydalı nokta mutasyonun ortaya çıktığı bilinmemektedir.

Bununla beraber bu tip faydalı mutasyonlar, sadece tek bir protein üzerinde küçük ölçekte bir değişmeye vesile olabilir ve bu da makroevrim için bir delil teşkil etmez. Ayrıca çevre baskısı azaldığında, ortaya çıkan fayda da kaybolma eğilimindedir. Mesela, bakterilerde meydana gelen antibiyotik dirençliliği, üreme nispetlerini azaltma eğilimindedir. Bu yüzden antibiyotikli ortamdan uzaklaştırıldığı zaman, daha yüksek üreme nispetine sahip fıtrî tipteki orijinal bakteriler yeniden ortaya çıkar ve popülasyon içerisinde yeniden baskın hale gelirler. Bu durum ise evrilerek yükselme olmayıp bir adım öne, bir adım geriye doğru olan bir harekettir.

Böyle başıboş bekleyen çok sayıda genin her birinin planlı ve şuurlu bir iradeyle yönetilmeden kendi kendilerine uygun bir yer bulmaları ve burada komşu olduğu yeni genlerle mânâlı bir anlaşma yaparak yeni organlar oluşturabileceği, hayal bile edilemeyecek kadar mantıktan uzak bir beklentidir. Hâlbuki bütün genlerin yaratılışta sadece birer perde olduğu ve her birinin yapacağı fonksiyonların ve bulunacağı yerin, çok hassas bir şekilde, Sonsuz İlim ve Kudret Sahibi bir Yaratıcı tarafından hazırlandığı düşünüldüğünde her şey çok kolay olmaktadır.

 

Mutasyonların Abartılan Güçleri

Hayvan şubeleri (phylumlar) birbirinden çok farklı temel planlara göre inşa edilmeleriyle ayrılırlar. Benzer şekilde, bir şube içindeki sınıflar arasında da çok bariz bir mahiyet farkı görülür. Halkalı solucanlarla eklembacaklılar, derisidikenliler veya yumuşakçalar şubeleri arasındaki farklar temel inşa planlarında hemen göze çarpar. Omurgalılara dâhil olan balıklar, amfibiler, sürüngenler, kuşlar ve memeliler sınıfları arasındaki farklar da organlar seviyesinde hemen kendini belli eder. Balıkların yüzgeciyle, sürüngenlerin bacakları, kuşların kanatları ve atların toynakları arasındaki farklar; solungaçlar ile akciğerler arasındaki, kalblerin odacıkları ve ana kan damarları şebekesindeki hususi vazife farklılıkları, yumurtlayarak veya doğurarak üreme gibi temel embriyolojik farklar, vücut boşlukları, böbrekler, deri türevlerinin (kıl, pul, tüy) farklı yapılarındaki hususi gayeler gözetilerek yapılan hikmetli icraatlar, modern evrimcilere göre mutasyonlarla ortaya çıkabilecek makroevrimlerdir. Yüksek derecede kompleks ve sanatlı yapılar olan ve farklı vazifeler için yapılmış organların kaynağının mutasyon olup olmadığı konusu ise biyologların büyük çoğunluğu için ciddi şüpheler taşımaktadır.

Makroevrim dedikleri büyük çaplı farklılaşmalar için ne çeşit genetik değişmeler gerekmektedir? Evrime inananların bunu söyleyebilmeleri için şunu bilmeleri gerekir ki biyolojik bir organizma, kendisine verilmiş ferdî yapılarının toplamından daha fazlasıdır. Biyolojik evrim tartışmalarında, bu nokta sıklıkla unutulur; sanki evrimin akıllı ve şuurlu bir mahiyete sahipmiş gibi, tesadüfen meydana gelen avantajları biriktirerek işlediği düşünülür. Ancak organizmalar, sadece birikmiş avantajlardan yapılmış bir demet değildir. Bir organizmanın hayatta kalması ve verimli şekilde çalışabilmesi onun bütün vücut anatomisinin ve fizyolojisinin en ince detaylarına kadar bilinmesini ve ona göre birbiriyle çelişmeyen, çok sayıda tedbirin alınmasına bağlıdır.

Sonsuz İlim ve Kudret Sahibi bir Müdebbir-i Hakiki’nin yaratabileceği onlarca, belki yüzlerce hikmetli organ ve doku, ancak, dikkatli bir şekilde birbirleri ile koordine olmuş bir sistem hâlinde işleyebilen bütün bir hayat paketinin eksiksiz yaratılmasını gerektirir. Tesadüfen ortaya çıkması beklenen mutasyonlar bu süreçte nasıl iş görebilir?

Evrime inananlar ne kadar uğraşsa da sürüngenleri kuşa dönüştürmek için gereken yeni bilginin (pul yerine tüyler, bacak yerine kanatlar, akciğer kesecikleri yerine parabronş borularının vs.) hangi yeni bilgi ile geldiğini açıklayamazlar. Neo-Darvinci mutasyon mekanizması, tesadüfe ve zamana bağlı olarak yeni bilgi üretemez. Ortaya konulan hiçbir model, tek bir hücrenin, mutasyon bombardımanlarıyla daha girift ve yoğun bilgileri nasıl geliştirdiğini açıklayamamaktadır.

Paylaş
Önceki İçerikSon Cadı Avı
Sonraki İçerikÇile-2