İnsanlığa karşı işlenen suçlar kapsamına giren “kitlesel öldürmelerin” en acı örneklerinden biri, Avrupa’da yaklaşık üç asır devam eden (1450–1750) “Cadı Avı,” diğer bir ismi ile Cadı Takipleridir.

“Cadı” kelimesine yüklenen anlam, “çocukları öldüren, insan yiyen, geceleri dolaşan dişi hayalettir. Bu hayalet kısmen insana benzeyen bir varlıktır. Avrupa’nın kuzeyinde ve Almanca konuşulan bölgelerde halk dilinde cadı kelimesi, büyücü tanımlarını da kapsayacak bir üst anlama sahiptir.[i]

Cadıların ruhunu ve bedenini şeytana sattıkları, bu yüzden ağırlıkları olmadığında süpürge ile uçabildiklerine inanılmıştır!

Cadı Avı ilk olarak Avrupa Ortaçağında ruhban sınıfı tarafından toplumu kötülüklerden arındırma amacıyla başlatılmış ve batıl inançlardan beslenerek zamanla sapkın bir fikre dönüşmüştür. Cadı avlarının ilk kurbanları ebeler ve şifa dağıtan kadınlar olmuş̧, bitkileri çok iyi tanıyan bu kadınların, zaman zaman erkekler ve çocukların dahi, büyücü oldukları iddia edilmiş̧ ve bu insanlar tek bir ihbar ile tutuklanarak çeşitli işkencelere maruz kalmışlardır.

Cadılık inancı başlangıçta halkın folklorik inançlarında yerini almış ve hayal ile gerçek arasında sınırların ortadan kalkmasından sonra cadı olduğu iddia edilen şahıslarla ilgili korkunç bir yok etme ameliyesine evrilmiştir.[ii]

[i] Haydar Akın, Ortaçağ Avrupası’nda Cadılar ve Cadı Avı, Ankara: Dost Kitapevi, 2011.

[ii] Yücel Aksan, Tarih İncelemeleri Dergisi, XXVIII/2, 2013, 355–368.