İnsanlığın babası Hz. Âdem’in (aleyhisselâm) Cennetten yeryüzüne indirilmesi ile başlayan hicret, insanlık tarihinin değişmez gerçeğidir. Kur’ân’da ismi geçen peygamberlerin neredeyse tamamı hicret etmiştir. İnsanlığa rehber olarak gönderilen nebilerin izlerini takip eden ümmetlerin de kaderi hicretle sık sık buluşmuştur.Muhacirler gittikleri yerlere kendi değerlerini götürmüş; hicret beldelerinde yeni şeyler öğrenerek âdeta medeniyetleri aşılamış ve insanlığın terakkiyatı adına çok önemli vazifeler eda etmişlerdir.

Çileli Yıllar 

Kâinatın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem) risalet vazifesine başladığında, ilk Müslüman olanlarla birlikte Mekke müşriklerinin çok ağır zulmüne maruz kalmışlardı.Allah Rasȗlü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) yapılan muhalefetin temelinde, Mekke tiranlarının putlar ve putperestlik üzerinden kurdukları menfaat şebekesinin çökme endişesi olduğu söylenebilir.O (sallallâhu aleyhi ve sellem) Rabbini anlatmaya başladığında Mekke müşrikleri önce inananları önemsememişler ve alay etmişlerdi. Bu şekilde İslam dininin yayılmasının önünü alamayacaklarını anlayınca işkence dönemini başlatmışlar, başta köleler olmak üzere sosyal destekten mahrum müminlere işkenceler yapmışlardı.

“Habeşistan’a Gidin”

Mekke’nin inananlar için açık bir hapishane haline geldiği, zulmün katmerlendiği günlerde Allah Rasûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) inananları toplayarak onlara şu tavsiyede bulunmuştu:

Siz bari yeryüzüne dağılın. Allah Teâlâ sizi yine bir araya getirir.” Sahabiler: “Ya Rasûlallah, nereye gidelim?” diye sorunca da eliyle Habeşistan’ın bulunduğu tarafı işaret ederek: “Siz Habeş ülkesine gitseniz iyi olur. Habeş hükümdarının yanında hiç kimse zulme uğramaz. Orası doğruluk yurdudur. Umulur ki Allah, sizi orada ferahlığa kavuşturur. buyurdu.[i]

[i] Asım Köksal, İslâm Tarihi (Mekke Devri), Ankara: Köksal Yayıncılık, 1966, s. 246.