İnsanın fıtratında mündemiç olan mânâlandırma istidadı, hayatında önemli bir yer tutar. İnsan bu istidadıyla mevcudatı anlamlandırmaya çalışır; ilminin derinliği nispetinde eşya ve hadiselerin ilettiği mesajları idrak eder.

Bazı müstesna aydınlar hariç birçok düşünür, nesnelere anlam yüklemede, daha çok materyalist düşünceyi ve seküler bir bilim anlayışını merkeze alır. Kant ve Hume gibi düşünürler, insandaki bu istidada dair bazı tespitlerde bulunur. Kant’a göre anlama duygusu, insanın bilgi edinmesine hizmet eder.[i] David Hume meseleyi daha geniş ele alır ve mevcut bilgilerin, insanın anlama yeteneğinin kapsama alanına girdiğini söyler.[ii]

Sir James Jean’in George Berkeley’den, onun da Platon’dan miras aldığı idealizm, maddî şeyleri, zihin dünyasına ait suretler şeklinde mânâlandırır.[iii] Auguste Comte’un öncülüğünü yaptığı pozitivist düşünceyse, eşyayı sadece duyu organları ve tecrübe ile anlamlandırmaya çalışır.

Descartes, Spinoza ve Leibniz’in tesis ettiği rasyonalizm ise nesneleri, aklın idrak dairesi içerisine alarak anlamlandırır. Bu felsefeye göre, maddenin özündeki mânâya aklın idrakiyle ulaşılır. Akılcılık, nesneleri yalın haliyle değerlendirmeye tâbi tutar. Hume ve Hobbes gibi felsefecilerin çalışmalarıyla geliştirilen empirizm (deneycilik) ise eşyadaki anlam katmanlarına, elde ettiği deney sonuçlarıyla inmeye çalışır. Temsilciliğini Bergson’un yaptığı sezgicilik akımıysa, akılcılığa muhalif olarak, eşyadaki anlamları deşifre ederken sezgiyi merkeze alır. Varoluşçu felsefenin bu konudaki iddiaları ise muğlaktır. Sartre’ın anlam dünyasında nesneler, ürkütücü bir niteliği haizdir. Ona göre eşyanın, zahirini aşan bir mânâsı yoktur![iv]

Martin Heidegger’e göre mânâ, varlıkların kendilerini gizlediği karanlıklardan çekilip çıkarılması, dil ortamında bizimle konuşuyor olmasıdır.[v] Heidegger mevcudatı, varlık ve yokluk kavramlarına yüklediği mânâlarla anlamlandırmaya çalışır. Eşyanın ancak aslî mahiyetiyle anlaşılabileceğini öne sürer.[vi] Varlık ve yokluk arasında bulunan bir insanın şüphe ve kaygı yaşadığını belirtir.[vii]

 [i] Takiyettin Mengüşoğlu, Kant ve Scheler’de İnsan Problemi, Ankara: Doğu Batı Yayınları, 2014, s. 32–39.

[ii] David Hume, İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme, Ankara: BilgeSu Yayıncılık, Çev: Ergün Baylan, 2009.

[iii] Bertrand Arthur Russell, Bilimden Beklediğimiz, İstanbul: Varlık Yayınları, Çev: Avni Yakalıoğlu, 1962, s. 104.

[iv] Jean-Paul Sartre, Bulantı, İstanbul: Can Sanat Yayınları, Çev: Selahattin Hilav, 1981, s.124–164.

[v] Burhanettin Tatar, Din, İlim ve Sanatta Hermenötik, İstanbul: İsam Yayınları, 2014, s. 8.

[vi] Martin Heidegger, Metafizik Nedir, İstanbul: Kaknüs Yayınları, Çev: Mazhar Şevket İbşiroğlu ve Suat Kemal Yetkin, 2017.

[vii] Şahin Yenişehirlioğlu, Felsefe ve Sanat, Ankara: Alkım Kitapçılık, 1982, s. 127.