Adalet; dengeli olma, aşırılığa düşmeme, herkesin ve her şeyin hakkına riâyet etme ve asla zulme girmeme demektir. Her insan hem Rabbine hem nefsine hem de halka karşı adalet ve istikamet içinde bulunmakla mükelleftir.[i]

Devlet denilen tüzel kişiliğin organlarına can veren adalettir. Devletin temel görevi halkının hukukunu korumak, adaletle yönetmek ve kanunları eşitlik ilkesine göre uygulamaktır. Devleti yönetenler, hukuku ve adaleti yok saydıklarında, ellerine geçirdikleri güçle insanları ezen birer canavara dönüşür.

Devletin ezici büyüklüğüne ve gücüne karşı vatandaşlarının en önemli güvencesi, hukukun üstünlüğünün işlediği ve idarecilerin yetkilerinin kanunlarla belirlendiği, demokratik bir sistemin varlığıdır. Zira devlet ile vatandaş bir uyuşmazlık yaşadığında, bağımsız şekilde karar verebilecek ve gücünü kanunlardan alan bir yargı sistemi, vatandaşın da devletinde temel güvencesidir.

Adaletin yok edildiği, yargı sisteminin sadece devleti yönetenlerin menfaatlerini koruyan bir zırh haline geldiği, fakirin ve zayıfın ceza alıp muktedirlerin ve iktidardan nemalananların suç işlediklerinde cezalandırılmadığı toplumlarda, insanlar güven içinde değildir. Güven duygusu olmayan toplumlarda huzursuzluk hâkimdir. Devlet ve millet arasındaki güven ancak adaletle sağlanabilir. Adaletin olmadığı yerde zulüm vardır.

Hazreti Ömer’in (radıyallâhu anh) Humus’a vali olarak tayin ettiği Umeyr bin Saad’ın (radıyallâhu anh) Humus halkına yaptığı şu konuşma, adaletin önemini vurgulayan bir misaldir:

Ey cemaat! Şüphesiz İslâm, muhkem bir kale ve metin bir kapıdır. İslâm’ın kalesi adalet, kapısı ise haktır. Kale yıkılıp kapı kırıldığı zaman bu dinin yurdu harap edilir. Sultan sert olduğu sürece, İslâm daima kalacaktır. Sultanın sertliği kamçıyla vurmak, kılıçla öldürmek değildir. Ancak adaletle hükmetmek ve hakkı yerine getirmektir.” [ii]

[i] www.herkul.org/bamteli/bamteli-adalet-mulkun-de-temelidir-insanligin-da/

[ii] İbnü’l-Cevzi, Sahabeden Günümüze Allah Dostları, İstanbul: Sebat Yayınları, 2008, c. 1, s. 394