Nazilerin Almanya’yı yönettiği 1933–1945 yılları arasındaki dönem, insanlığa karşı birçok suçun işlendiği, ulusal ve uluslararası kitlesel kıyımların ve göçlerin yaşandığı bir devir olmuştur. Bu dönemde özellikle Hitler’in karar ve uygulamalarına, başta bürokrat ve subaylar olmak üzere, yetki ve güç sahibi şahısların niçin ses çıkarmadıklarına dair birçok değerlendirme yapılmıştır.

Nazilerin çöküşünü anlatan Son: Hitler Almanya’sı 1944–45 adlı kitabın yazarı, İngiliz tarihçi Ian Kershaw, Deutsche Welle’ye verdiği bir röportajda şunları söylemiştir: “Almanya tek liderin söz sahibi olduğu bir devlet haline gelmiş, Hitler, iktidarını hiçbir kurumla paylaşmamış ve kimseye hesap vermek zorunda kalmamıştır. Hitler ülkeyi yok etme pahasına savaş başlatma ve savaşı sürdürmeye karar verdiğinde, Alman halkı ses çıkarmadan destek vermiştir[1]

Hitler ve adamları, ülkeyi yönetmek için halktan ciddi destek almışlar ve zamanla güç zehirlenmesine maruz kalarak büyük kitleleri bir felakete sürüklemişlerdi.

Naziler, yaklaşan felaketi gören ve uyarılarda bulunanları vatana ihanetle yargılamışlar, muhalif basını susturmuşlar, millî duyguları sürekli tahrik ederek halkın gerçekleri görmesine mâni olmuşlardır.

Nazi yöneticileri, savaş psikolojisi ile bütün hatalarını perdelemiş, komşu ülkelerle sürekli gerginlik üreterek “düşmanla mücadele” adı altında Alman halkını hep yanlarında tutmuşlardır.

Nazi yönetimi, “iç ve dış düşman” kavramını çok sık kullanarak aldıkları bütün kararlara millilik ve kutsallık boyası çalmıştır. Güttükleri bu politika sebebiyle Alman halkı gerçekleri görememiş ve felaket gelip kapılarını çalana kadar daldıkları üstün ırk rüyasından uyanamamıştır.

Naziler, iktidar oldukları dönemde sadece Almanya’yı değil işgal ettikleri devletleri de felakete sürüklemişlerdir. Başlattıkları yangının ülkelerini ve insanlığı felakete sürüklediğini ancak II. Dünya Savaşı bittiğinde anlamışlardır.

Savaş sona erdiğinde, geride yıkılmış bir Avrupa, milyonlarca ölü ve yaralı, psikolojik olarak çökmüş milletler kalmıştır. Bu yıkımın en büyük sorumlusu, şüphesiz Hitler ve şürekâsıdır.

Nazi yönetimi gerek Almanya içinde gerekse işgal ettikleri ülkelerde birçok suç işlemiştir.

Alman savaş suçlularının yakalanması ve Nazilerin işledikleri suçlardan dolayı yargılamaları için özel yetkili Uluslararası Ceza Mahkemesi kurulmuştur. Bu amaçla “Londra Uluslararası Askeri Ceza Sözleşmesi” yani “Nürnberg Şartı”, savaşın kazanan tarafları olan ABD, SSCB, Fransa ve İngiltere tarafından 8 Ağustos 1945 tarihinde Londra’da imzalandı. Daha sonra 19 ülke bu sözleşmeyi imzalayarak taraf haline geldi.[2] Mahkemenin hukukî dayanağı bu anlaşma olmuştur.

Nürnberg Mahkemesi, galip devletlerin hukuku olmakla eleştirilse de dünya hukuk tarihinde kişilerin işledikleri uluslararası suçlardan dolayı yargılanıp ceza aldıkları ilk mahkeme olmuştur. Bu yargılamalar özellikle insanlığa karşı işlenen suçlar açısından bir içtihat haline gelmiş, sonraki yargılamalar için emsal teşkil etmiştir.

Nürnberg Uluslararası Askerî Ceza Mahkemesi, münhasıran II. Dünya Savaşı sırasında işlenen suçları kovuşturmak için kurulan, olağanüstü, jürisi olmayan ve yargılamaların toplu olarak yapıldığı bir askerî mahkeme statüsündeydi.

Mahkeme sanıkları şu suçlardan yargıladı:

Barışın ihlal edilmesine dair suçlar; saldırganlık ihtiva eden ve meşru olmayan savaşlarının planlanması, hazırlanması, başlatılması veya sürdürülmesi ya da uluslararası antlaşmaların ve güvencelerin ihlal edilmesi…[3]

Savaş suçları; sivil halkın öldürülmesi, kötü muameleye tâbi tutulması veya zorla çalıştırılması, savaş esirlerinin öldürülmesi ya da kötü muameleye tabi tutulması, rehinelerin öldürülmesi, kamu ve özel kişilerin mallarının yağmalanması, gereksiz yere şehirlerin yakılıp yıkılması…[4]

İnsanlık suçları; kasten öldürme ve yaralama, işkence, eziyet veya köleleştirme, hürriyetten mahrum bırakma, ilmî deneylerde kullanma, cinsel istismar, sistematik ve planlı hak ihlali…[5]

Nürnberg Mahkemesinde Nazilerden 24 üst düzey bürokrat ve asker yargılandı. Sadece 21 davalı mahkeme huzuruna çıktı. Alman fabrikalarında silah üretmekle suçlanan sanayici Gustav Krupp, iddianamede yer almasına rağmen yaşlı ve sağlık durumunun iyi olmaması sebebiyle davanın dışında bırakıldı. Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi sözcüsü ve Hitler’in özel sekreteri Martin Bormann gıyapta yargılandı ve idama mahkûm edildi. Alman Emek Cephesi Başkanı Robert Ley ise duruşmadan hemen önce intihar etti.

Yargılamalardan sonra sanıklardan 12’sine idam cezası verildi. Dört sanık 10 ile 20 yıl arası, üç sanık ise müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Karl Dönitz, Alman Donanma Komutanıydı. Hitler’in ölümünden sonra Almanya’nın devlet başkanı oldu. 10 yıl hapis cezası verildi.

Hans Frank, Nazi Almanyası’nın önde gelen hukukçusuydu. 1939–1945 yılları arasında işgal edilen Polonya’da valilik yaptı. Yaptıklarından pişmanlık duyduğunu belirtti, ama idama mahkûm edildi.

Wilhelm Frick, Nazi Almanyası’nın İçişleri Bakanıydı. İdama mahkûm edildi.

Hans Fritzsche, Propaganda Bakanlığı’nın haber bölümü başkanıydı. Beraat etti.

Walther Funk, Hitler’in Ekonomi Bakanıydı. Müebbet hapse mahkûm edildi, ancak 16 Mayıs 1957’de bozulan sağlığı sebebiyle serbest bırakıldı.

Hermann Göring, Nazi Almanyası’nın Hava Kuvvetleri Komutanıydı. İdama mahkûm edildi. İnfazdan önce zehir içerek intihar etti.

Rudolf Hess, Hitler’in vekiliydi. Müebbet hapse mahkûm edildi. 1987 yılında ölene kadar Berlin’deki Spandau Hapishanesinde tutuklu kaldı.

Alfred Jodl, kıdemli orgeneraldi. İdama mahkûm edildi.

Ernst Kaltenbrunner, Nazi Almanyası’nda önde gelen bir SS subayıydı. Toplama kamplarındaki birçok ölüm emrini verdi. İdama mahkûm edildi.

Wilhelm Keitel, 1938–1945 arasında, Alman ordusunun Genelkurmay Başkanı’ydı. Hitler’in en sadık yardımcılarından biriydi. İdama mahkûm edildi.

Konstantin von Neurath, 1932–1938 yılları arasında, Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Franz von Papen, 1932’deki Almanya Şansölyesiydi. Nürnberg Mahkemesinde görülen davalarda beraat etti.

Joachim von Ribbentrop, 1938–1945 arasında, Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. İdama mahkûm edildi.

Alfred Rosenberg, Nazi Partisi’nin ideoloğuydu. İdama mahkûm edildi.

Fritz Sauckel, 1942–1945 yılları arasında, Nazi köle işçiliği programının tam yetkilisiydi. İdama mahkûm edildi.

Hjalmar Schacht, 1934–1937 yılları arasında, Ekonomi Bakanı olarak görev yaptı. Davalardan beraat etti.

Baldur von Schirach, 1933–1940 yılları arası Hitler Gençliği lideriydi. 20 yıl hapis cezası aldı.

Arthur Seyss-Inquart, 1938’deki Avusturya Şansölyesiydi. İdama mahkûm edildi.

Albert Speer, Hitler’in yakın arkadaşıydı. 1942’den itibaren Silahlanma Bakanı olarak görev yaptı. 20 yıl hapis cezasına mahkûm edildi.

Julius Streicher, Nazi propagandasının önemli unsurlarından haftalık gazete Der Stürmer’in (Saldırgan) kurucusu ve yayıncısıydı. İdama mahkûm edildi.[6]

Hitler, savaş bittiğinde işlediği suçlardan dolayı yargılanacağını anladı ve intihar etti. Hitlerin yakın arkadaşı ve yandaşı olan Propaganda Bakanı Goebbels de eşiyle birlikte intihar etti. Birçok Nazi subayı ve yöneticisi ise uzak ülkelere kaçarak izlerini kaybettirmeye çalıştı.

Naziler, sadece Nürnberg Mahkemelerinde değil 1945’ten günümüze kadar birçok ülkede açılan davalarda yargılandılar. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı yoktur. Hayatta kalan ve kimliği tespit edilen onlarca Nazi daha sonra yargılanmıştır.

Konuya ışık tutması açısından şu iki dava kayda değerdir:

Johann Rehbogen Davası: 1923 yılında doğan ve 18 yaşında SS birliklerine katılan Johann Rehbogen, 1942–1944 yılları arasında Stutthof Toplama Kampı’nda işlenen binlerce cinayete yardım etmekten 2018 yılında yargılandı.

Rehbogen, suçu işlediği öne sürülen tarihte 21 yaşından küçük olduğundan Münster şehrindeki Eyalet Gençlik Mahkemesinde yargılandı. Mahkeme, ilk celsede Rehbogen’in yaşlılık ve sağlık sorunları sebebiyle davanın günde iki saat sürmesine karar verdi. Hayatta kalan ve çoğu İsrail, ABD ve Kanada’da yaşayan 17 mağdur ve yakınları, müşteki olarak duruşmalara katıldı. Rehbogen’in davası, sağlık sorunları sebebiyle henüz karara bağlanamadı.[7]

Diğer bir örnek ise Oskar Gröning davasıdır. Auschwitz temerküz kampının muhasebecisi olan Grönning 2015 yılında, 94 yaşındayken yargılandı. Herhangi bir cinayetle doğrudan bağlantısı olduğuna dair delil olmasa da 300 bin Yahudi’nin öldürülmesinde müteselsil sorumluluktan dört yıl hapis cezasına çarptırıldı. 2018 yılında Gröning, cezaevine gitmeden kaldırıldığı hastanede öldü.[8]

Rehbogen ve Gröning’in yargılandığı davalar, hukuktan kaçışın olmadığı, suç işleyenlerin yakasına tarafsız ve âdil mahkemelerin mutlaka yapışacağına dair mesajlar içermesi açısından son derece önemlidir.

Bugün Türkiye’de hukukta karşılığı olmayan; bir bankaya para yatırmak, gazeteye abone olmak, çocuğunu cemaatle iltisaklı bir okula göndermek, böyle bir kurumda çalışmak gibi ithamlarla 500 bine yakın insan soruşturma geçirdi. 100 bine yakın insan hüküm giydi. On binlerce insan göçe zorlandı ve yüzlerce insan bu zulüm ortamında can verdi. Bugün Türkiye zindanlarında bine yakın çocuk kalıyor… Zindanlardan cenazesi çıkan onlarca masum var…

Hukuk bugün siyasetin elinde bir zulüm aracına dönüşse de ayaklarına takılan siyaset prangalarından kurtulacak, hukukun üstünlüğüne inanan devletlerin duyarlı yaklaşımlarıyla insanlık suçu işleyenler, bir gün bağımsız mahkemelerde yargılanacaktır.

 

Dipnotlar

[1] www.dw.com/tr/nazi-almanyasının-çöküşü/a-15665730

[2] aykiriakademi.com/dusunce-balonu/dusunce-balonu-gorus-analiz/nurnberg-mahkemeleri

[3] mimirbook.com/tr/1772ebc2ae6

[4] tr.wikipedia.org/wiki/Savaş_suçu

[5] tr.wikipedia.org/wiki/İnsanlığa_karşı_suçlar

[6] www.lpb-bw.de/nuernberger-prozesse

[7] www.welt.de/politik/deutschland/article183193774/NS-Prozess-Der-SS-Mann-den-sie-Bubi-nannten.html

[8] www.sueddeutsche.de/politik/urteil-gegen-frueheren-ss-mann-oskar-groening-das-letzte-gericht-1.2567514