“Sizler benim imtihan ettiğim son öğrencilerim olacaksınız.” dedi ve tekerlekli sandalyesini yavaşça sürerek ders verdiği sınıftan ayrıldı. İlerlemiş yaşına ve ağır hastalığına rağmen bizi Katı Hâl Fiziğinin derinliklerinde gezdirdi ve vazifesini tamamlamış olmanın verdiği huzurla yanımızdan ayrıldı. Gelecek hafta son imtihanını yapıp çok sevdiği mesleğine veda edecekti. Fakülte sekreterinden aldığım mesajı okuyunca, gayr-i ihtiyarî, “Fizikte fâni olmuştu. Fizik anlattı, fizikle nefes aldı, fizikle yaşadı. Son nefesine kadar mesleğinin hakkını verdi.” ifadeleri döküldü dilimden. Prof. Dr. Hellmut Keiter (1940–2007), tekerlekli sandalyesinde, elindeki tebeşirle fizik anlatırken, lisan-ı hȃli ile “Örnek bir bilim insanı böyle olur; araştırma ve öğrenme aşkı budur.” diyordu. 1964’te Göttingen Üniversitesinde başlayan araştırma hayatı, 2007 yılında Dortmund Üniversitesindeki son dersine kadar, maddenin katı hâli, kristaller ve kristallerin karakteristik özelliklerine dair yaptığı çalışmalarla devam etti. 67 yıllık hayatının 43 yılını fizik alanındaki araştırmalara vakfeden Keiter, 80’in üzerinde makale neşretti ve onlarca doktora öğrencisi yetiştirdi.

Değerli hocam Keiter’in vefatının ardından, yine çok değerli ilim insanı Prof. Dr. Bernd Gerlach, Teorik Fizik derslerimize girdi. Kendisinin, insanlığa üstün hizmetlerde bulunmuş bütün bilim insanlarına ciddi bir alakası ve hürmeti vardı. Farklı zamanlarda fakültedeki bürosunda yaptığımız çok verimli görüşmelerde, hep ilim, irfan ve insanlığa faydalı olma üzerinde duruyorduk. Kendisine, Müslüman ilim adamlarının insanlığa yapmış olduğu katkıları anlatan bir makalenin yer aldığı Fontäne dergisinin bir sayısını vermiştim. Ertesi hafta ziyaretine gittiğimde, makaleyi, hatta derginin tamamını severek okuduğunu söyledi ve Müslüman âlimlerin, başta Rönesans olmak üzere, bütün dünyadaki ilmî gelişmlerde büyük pay sahibi olmalarının takdire şayan olduğunu belirtti. Daha sonra dolabındaki eserleri gösterdi. Bazıları Arapça olan bu eserleri incelediğini söyledi ve sözlerine şu şekilde devam etti: “Unutulmamalı ki Müslümanların belli bir yere kadar taşıdığı bilim çıtasını, Avrupa, Amerika ve dünyanın diğer coğrafyalarındaki bilim insanları çok daha yükseğe taşıdılar. 900.000 el yazmasıyla İskenderiye Kütüphanesi, Antikçağın en büyük kütüphanesiydi ve ilmî çalışmaların yeni nesillere aktarılmasında çok önemli bir rol oynadı.”

Paylaş
Önceki İçerikHayatın Hızı
Sonraki İçerikBarış Esastır