Ülkemden çok uzaklarda bir şehirdeyiz. Bir arkadaş ile akşam üzeri biraz yürüyüş yaptıktan sonra, bir nebze dinlenmek için sokağın sonundaki bir banka oturduk. Bir tepeyi andıran bu yüksek mevki, sanki “batan güneşi” izlemek için bir seyrangâh gibiydi. O esnada, genç bir hanım gelip batmakta olan güneşe yöneldikten sonra, gözlerini yumarak avuçlarını birleştirdi ve birkaç dakika öylece kaldı. Elbette o anda neler düşündüğünü, neler hissettiğini bilemezdik.

Son mukaddes Kitab olan Kur’ân-ı Kerim’de haber verildiği üzere, insanlık tarihi boyunca farklı cisimlere tapanlar olduğu gibi, tarihî gerçekler, gelmiş geçmiş bütün topluluklarda, bir İlah inancı ya da dinî bir düşüncenin var olduğunu bize göstermektedir. İnsanlık tarihinde, batıl tanrı figürleri arasında canlı, cansız veya mücerret varlıklara şahit olunurken Güneş, tapınmaya konu olan mahlukların başında gelir. Şemsîler Güneş’e, Sabiîler yıldızlara, Mecusîler de ateşe tapan topluluklardır. Hazreti İbrahim’in (aleyhisselâm) kavmi de putperest bir kavimdi. Şirk ve inkârın hüküm sürdüğü bu kavimde, hurafe ve batıl inançlar toplumu tamamen kuşatmıştı. Hiçbir zaman müşriklerden olmayan Hazreti İbrahim (aleyhisselâm) ise, bütün insanlığı kucaklama azmi ve gayreti olan bir elçiydi. O başta babası olmak üzere kavmini, sihirbaz ve müneccim olan Bâbil halkını, yaptıkları putlara tapmaktan alıkoymak için sürekli tevhîde davet etti. Hazreti İbrahim (aleyhisselâm) ve onun yanında olanlar; ihlâs, samimiyet ve kararlı duruşlarından dolayı zulüm ve işkencelere maruz kalarak yurtlarından sürülmüş, ateşlere atılma gibi ağır tazyiklere uğramışlardır.[1],[2]

O akşam şahit olduğum hadise beni epey düşündürdü. Hicret niyeti ile geldiğimiz bu ülkede vazifemiz nedir? Dünyanın her yerine, Nâm-ı Celîl-i Muhammedî’yi götürüp bir bayrak gibi dalgalandırmak, mefkûremiz değil midir? “Benim adım, güneşin doğup battığı her yere ulaşacaktır!” buyuran Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), tebşir ve tebcil ettiği kardeşlerine yol haritası çiziyorsa, O yüce Nebî’nin beyanı elbette vâki olacaktır.[3] Kur’ân-ı Kerim’de Hazreti İbrahim’in (aleyhisselâm), Allah’ın (celle celâluhu) birer âyeti olan mevcudat üzerinde akıl yürütme yaparak Allah’ın varlığı ve birliğini nasıl tasdik ettiği anlatılmaktadır. En’âm sûresinin 75–79. âyetlerinde, Hazreti İbrahim (aleyhisselâm), ilk olarak semada gördüğü yıldız gözden kaybolunca, “Ben öyle sönüp batanları Tanrı diye sevmem!” demiş, dolunay hâlindeki Ay’ın ve doğarken gördüğü Güneş’in de bir süre sonra gözden kaybolup batmaları neticesinde, bu gök cisimlerinin de Rabbi olamayacaklarını beyan etmiş ve “Ey halkım, ben sizin Allah’a şerik koştuğunuz şeylerden berîyim. Ben batıl dinlerden uzaklaşarak, yüzümü, gökleri ve yeri yaratan Rabbülâlemin’e yönelttim, ben asla sizin gibi müşrik değilim!”[4] demiştir.

Yahudilik, Hristiyanlık ve İslâm’ın müştereken kabul ettiği Hazreti İbrahim’in (aleyhisselâm) izinde, tek bir Yaradan olduğuna inananlar olarak bizler de semavî dinlerin temelde aynı inanç sistemine sahip olduklarını hatırlatmak, benzerliklerine ve ortak noktalarına odaklanmak durumundayız. Yeni bir dünya inşasında, benzer sorumlulukları paylaşmaya olan ihtiyaca binaen, farklı inançlara sahip insanlar bir araya gelecek ve dağdağalı zamanlarda birbirlerine yardım edeceklerdir. Nitekim pandemi sürecinde, Almanya ve İngiltere gibi ülkelerde görüldüğü üzere, 2020 yılının Ramazan ayında kiliseler, Cuma namazı kılmak üzere Müslümanlara kapılarını açmada tereddüt etmemişlerdir.[5]

Kur’ân-ı Kerîm’de, Hazreti İbrahim (aleyhisselâm) veya onun yolu, “Hanif” olarak isimlendirilmiş olup bu kelime şirkin en küçüğünden bile fersah fersah uzak durma demektir (Nahl 16/120). Hazreti İbrahim (aleyhisselâm), putların ilah olamayacağını, insanlara hiçbir yararı ve zararı dokunmayan varlıklar olduklarını söyleyerek anlayacakları dilde halkını uyarmıştır. Gök cisimleri hakkındaki nihaî kararını, yine halkın da bulunduğu bir ortamda, bizzat onlara test ettirerek belirlemiştir. Onların da müşahedesiyle, sırasıyla batıp giden yıldız, Ay ve Güneş’in ilah olamayacağını idraklerine sunarak hakikate tercüman olmuş ve kendi kanaatini dile getirmiştir. Hazreti İbrahim’in (aleyhisselâm) gök cisimlerinin ilah olamayacaklarına dair düşüncelerini, tedricî olarak dile getirdiği de görülmektedir. Yani yıldızların ilah olamayacağını, onlardan daha parlak görünen Ay ile, Ay’ın ilah olamayacağını da ondan çok daha parlak olan Güneş ile ifade etmektedir. Son tahlilde, batıp gitme özelliğinin Güneş’te de olduğundan hareketle, Güneş’in de ilah olmaya layık olmadığını, kavminin anlayabileceği tarzda ortaya koymuştur.[6] “İmam Mâturîdî, Hazreti İbrahim’in (aleyhisselâm) atalarını taklît ederek değil de varlıklar üzerinde düşünüp araştırarak Rabbini bulup bilmesinin, başkalarının da örnek alması gereken bir davranış olduğu düşüncesindedir. Çünkü İslâm’ın tercihi, tefekkürden yoksun bir inanç değil; aksine akıl ve tefekkür esaslarına dayanan tahkikî bir imandır.”[7] Şu hâlde, Hazreti İbrahîm’in (aleyhisselâm) önce mevcut görüşleri tahlil etmesi, sonra da kendi delillerini ortaya koyması, yani “araştırma ve tefekkür metodu”, takip edilmesi gereken bir yol olarak karşımıza çıkmaktadır.

Hazreti Âdem (aleyhisselâm) ile başlayan tevhid inancı, Hazreti İbrahim (aleyhisselâm) ile zirveleşmiş ve Efendimiz Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile ölümsüz bir keyfiyet kazanmıştır.[8]

Kur’ân-ı Kerim’de Hazreti İbrahim’in (aleyhisselâm) sahip olduğu başka güzel hasletler zikredilmekte ve müminlere niçin Hazreti İbrahim’in (aleyhisselâm) yoluna uymaları gerektiği izah edilmektedir.

İnsanlığın İftihar Tablosu’na hitaben, “Ey Allah’ın halîli!” denildiğinde, “Hayır, o İbrahim’dir.” buyurmuş,[9] bir başka gün, “Efendimiz” mânâsına gelen, “Seyyidünâ” ile kendisine hitap edilince, O yine, “Seyyidimiz İbrahim’dir.”[10]diyerek bu pâyeyi ona vermiştir.[11] Kavmini taptıkları putlar, varlıklar ve atalarından tevarüs ettikleri inançlar hakkında sürekli tefekküre ve sorgulamaya sevk eden Hazreti İbrahim (aleyhisselâm), yakın akrabalarından başlayarak tevhid inancını uygun bir yöntemle anlatmayı şiar edinmiştir. Tevhid anlayışını hikmetle, güzel öğüt ve ilmî delillerle anlatmaktan geri durmamış, hak ve hakikati ilan ederken tehlikelerden çekinmemiştir.

Resûl-ü Ekrem Efendimiz de (sallallâhu aleyhi ve sellem) tebliğ vazifesini eksiksiz yerine getirmiştir. Ancak O’nun risaletinin tebliğden daha ziyade göz kamaştıran veçhesi temsil idi. Ümmeti için en fazla dua ettikleri hususlardan birisi de hilm, yani yumuşak huylu ve geçimli olma vasfıdır. Kur’ân-ı Kerim’de Hazreti İbrahim (aleyhisselâm), “çok yumuşak huylu, yufka yürekli ve kendisini Allah’a teslim eden bir kul” (Hûd, 11/75) olarak sena edilir. Ayrıca Hazreti İbrahim’in (aleyhisselâm), oğluna “yavrucuğum” diye, babası Azer’e, şirkin yanlışlığını ve tevhide yönelmesinin gerekliliğini anlatırken “babacığım” diye hitap etmesi dikkat çekicidir. Asrımızın belki de en çok ihtiyaç duyduğu insanlar, Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) rahmet ve şefkat mesajını, Sahabe-i Kiram gibi, dünyanın dört bir tarafına taşıyacak olan kutlu ve bahtiyar insanlardır.

Özetle, İlahî hakikatleri idrak ederek Rabbini bulan ve kendisine ilim bahşedilen Hazreti İbrahim’in (aleyhisselâm), kavmine şirk yolunun yanlışlığını anlatması ve onları aklî ve mantıkî delillerle tevhîd inancına ısrarla davet etmesi, Kur’ân-ı Kerîm’in farklı âyetlerinde ifade edilmektedir. Hazreti İbrahim (aleyhisselâm) hakka davet çerçevesinde yaptığı aklî delillendirme ve izahların yanı sıra, insanlarla iletişiminde nezih bir dil ve üslubu tercih etmiş, onlara karşı daima sevgi ve merhamet dilini kullanmıştır. Bu yüzden Hazreti İbrahim (aleyhisselâm), insanlar için bir üsve-i hasene (güzel örnek) olagelmiştir.

Dipnotlar

[1] Suat Yıldırım. Kur’ân’da Ulûhiyet Hakikati, İstanbul: Işık Akademi Yayınları, 2010, s. 362.

[2] M. Fethullah Gülen. “Hicret”, 16 Ocak 2011, fgulen.com/tr/eserleri/kirik-testi/hicret-kt

[3] A.g.e.

[4] Suat Yıldırım. Kur’ân-ı Hakîm’in Açıklamalı Meali. İstanbul: Define Yayınları, 2007, s. 141.

[5] Ferah Armutcu. “The Impacts of COVID-19 on Ramadan 2020”, preprints.ramadansoc.org/wp-content/uploads/2021/04/3-Ramadan-2020-IMPACTS.pdf

[6] C. G. Gökçe. “Tahkikî İman Arayışında Hazreti İbrâhîm Örneği”, Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2020, 26(44).

[7] M. Esen. “Hazreti İbrahim’in İmanı ve Tevhid Mücadelesi”, A. Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2011, 52:2, s. 111–128.

[8] F. K. Kazanç. “Tevhîd İnancı ve Evrensel Ahlâk İlişkisi: Hz. İbrâhîm Örneği”, Kelam Araştırmaları, 2011, 9:1 s. 77–126.

[9] Buhârî, Enbiyâ, 19.

[10] Buhârî, Fezâilü’s-Sahabe, 5.

[11] M. Fethullah Gülen. “Hillet Mesleğinin Esasları”, 22 Aralık 2019, www.herkul.org/kirik-testi/kirik-testi-hillet-mesleginin-esaslari/