Çok yakın bir tarihe kadar, insan beyninin gelişmesinin, beş altı yaşında büyük nispette tamamlandığı düşünülüyordu. Önceleri canlı bir insan beyninin içine bakarak gelişme süreçlerini takip etme imkânımız yoktu. Ancak 1970’li yıllarda kullanılmaya başlanan manyetik rezonans görüntülemesi (MRI) tekniği sayesinde beynin yapısı ve fonksiyonu hakkında daha net bilgiler elde edilmeye başlandı. 1991 sonrası fonksiyonel MRI tekniği sayesinde canlı beynin aktivitesi de gözlemlenebilir hâle geldi. Fonksiyonel MRI tekniği, beynin ses ve görüntü gibi uyaranlar karşısında aktifleşen bölgesini tarayarak görüntülerini tespit eder. Dolayısıyla son 10 yılda yapılan fMRI çalışmaları; hafıza, dil kullanımı, ağrı ve öğrenmeye dair ilmî araştırmalara yeni bakış açıları kazandırmıştır.[1] Ergenlerin beyniyle ilgili yeni tespitler, 11–18 yaş arası öğrencilerin nasıl öğrendikleriyle ilgili anlayışımızı değiştirmeye başlamış gibi görünmektedir.

Ergenlik hem bedenî hem de zihnî olarak büyük değişimlerin yaşandığı önemli bir süreçtir. Bu dönemde bedenin ve beynin muhteviyatı yeniden yapılandırılır.[2] Ergen beyninin bu dönemde yaşadığı değişiklikleri iyi bilmek, gençleri anlamada ve karakterlerinin şekillenmesinde ebeveyn ve öğretmenler için faydalı olacaktır.

Ergen Beyninde Beyaz Madde Artar

Beyindeki beyaz madde, sinir hücrelerinin miyelinli akson kısımlarından ve glia hücrelerinden oluşur. Sinir hücresinin (nöron) uzun ve tek olan uzantısına “akson” denir ve bunun etrafı bakır elektrik kablolarını izole eden plastik kaplama gibi, “miyelin” isimli, beyaz renkte, yoğun bir yağlı tabaka ile çevrilidir. Vücudumuzda sinir hücresinden fazla glia hücresi vardır. Glia hücreleri, elektrik sinyali iletmezler, ama nöronların düzgün çalışabilmesi için ortamı hazırlar ve bunun için de zararlı kimyevî maddeleri ve ölü beyin hücrelerini ortadan kaldırırlar. Miyelinleşme, glia hücrelerinin faaliyetiyle yapılır, böylece sinir aksonları, elektrik iletimini çok daha verimli yapar. Akson ucuna gelen elektrik sinyali, diğer bir nörona sinaps adı verilen bağlantı noktalarında iletilir. Nöronların birbiriyle bağlantı kurması gereken noktada çoğunlukla dar bir aralık vardır ve fizikî temas yoktur. Bu durumda bir nörondan gelen elektrik sinyalinin diğer nörona iletimi, bu sinaps boşluğu denilen aralığa salgılanan “nörotransmitter” denilen kimyevî maddelerle tamamlanır. Miyelinli bir akson, miyelinsiz olana göre elektrik sinyallerini 100 kat daha hızlı iletir. Aynı zamanda miyelin kılıf sayesinde nöron, yeni bir elektrik sinyalini iletecek hâle çok daha hızlı gelir. Miyelinli bir aksonu, internet hattına benzetirsek, bant genişliği 3000 kat artmış olur. Miyelin kılıfın bir diğer görevi ise başka nöronlardan gelen sinyallerin koordinasyonunu kalibre etmektir. Yakın ve uzak nöronlardan gelen sinyallerin aynı anda ulaşması için geçişlerin zarifçe zamanlanmasını sağlar. Miyelinleşme sonucu beyaz madde miktarı, ergenlik döneminde 20’li yaşların sonuna kadar artar. Bunun bir neticesi olarak ergenlerin, çocuklara göre bilgiyi çok daha hızlı işlediği görülür. Yani artık daha hızlı hareket ederler, daha hızlı konuşurlar, daha hızlı karar alıp daha hızlı tepki verirler.

Ergen Beyninde Gri Madde Azalır

Gri madde (veya boz madde), büyük çoğunluğu sinir hücresi gövdelerinden ve buradan çıkan “dendrit” isimli, ağaç kökü gibi kısa uzantılar ile destek hücrelerinden meydana gelir. Gri maddede, hücreler arası bağlantılar olarak sinapslar da bulunur. Bir bebeğin beyninde, yetişkin beynindekinden en az iki kat daha fazla sinaps vardır. Bebeklerin enerjilerinin %60’ını beyinleri kullanır; bu rakam yetişkinlerde %20–25’tir. Büyüme çağında gri madde hacminde ciddi düşüş olur. Bunun sebebi sinaptik budanmadır. Bu işlemle kullanılmayan veya uyarılmayan sinir bağlantıları koparılır ve elenir. İstenmeyen ve kullanılmayan bağlantıların yok edilmesi, daha verimli bir beyin için çok önemlidir. Ergenliğin başında gri maddede kısa süreliğine bir artış olur ve ergenlikte ikinci bir sinaptik budanma süreci başlar. Bu süreç, özellikle beynin prefrontal korteks kısmında gerçekleşir. Prefrontal korteks, beynin planlama, karar verme, öncelik belirleme, strateji oluşturma, insiyakları ve uygunsuz davranışları dizginleme, başkalarını anlama, sosyal etkileşim ve uzun vadeli hedefler belirleme gibi birçok önemli fonksiyonun cismanî planda koordine edildiği merkezdir. Bu noktada ergenleri bir nebze olsun anlamamıza yardımcı olacak biyolojik bir gerçeği ifade edelim: Miyelinleşme ve beyin gelişimi, arkadan öne doğru olmaktadır. Yani bütün bu hayatî fonksiyonlarla alakalı prefrontal korteks, gelişmesini en son tamamlar; bu da 20’den sonraki yaşlara tekabül eder.

Sinaptik budanmada ve beynin morfolojik yapısının düzenlenmesinde çevrenin önemli bir rolü vardır. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, Çekirdekten Çınara isimli eserinde, çocuğun büyüdüğü ortamın, onun gelişimine nasıl tesir ettiği üzerinde durur ve çocuğun maddî ortamlar gibi, manevî hayatını yaşayabileceği, geliştirebileceği, insanlığını duyabileceği; hatta Rabbiyle münasebet kurabileceği manevî ortamlara da ihtiyaç duyduğunu belirtir.[3]

Ergenlik Problemleri ve Limbik Sistem

Limbik sistem ya da halk arasındaki adıyla duygusal beynin önemli kısımları hipokampüs, amigdala, talamus ve hipotalamustur. Hipokampüs duyguların merkezidir ve hafızanın önemli bir parçasıdır. Amigdala ise duygusal tepkilerin ve öfke, korku, sevinç ve haz gibi güçlü duyguların merkezidir.[4] Limbik sistem; risk alma, motivasyon, açlık, uyku, uzun vadeli hafıza, heyecan ve ödül arama, yenilik arayışı ve hazır ihtiyaçların önceliği gibi ergenlerin çoğu his ve davranışının kontrolüyle alakalı bölgedir.

Prefrontal korteksin karar verme, planlama, hafıza, öncelikleri belirleme, dürtüleri ve uygunsuz davranışları engelleme, organize olma, strateji geliştirme, iradenin hakkını verme, duygu ve düşünceleri kontrol etme ve iştahı erteleme gibi vazifelerin yerine getirilmesine vesile olan bir ara merkez olması, otomobildeki gaz pedalı gibidir. Bunu dengeleyen prefrontal korteks ise hem direksiyon hem de fren pedalına benzer. Ergenlik çağındaki kişiler, gaz pedalına sonuna kadar basılmış, ama henüz direksiyon hâkimiyeti zayıf bir sürücüye ve fren pedalı tam çalışmayan bir araca benzerler. Yapılan araştırmalarda ergen beyninin ödül, motivasyon ve zevkle ilgili nucleus accumbens merkezinin, büyük ödüller karşısında çocuk ve yetişkin beyninden çok daha fazla aktifleştiği tespit edilmiştir. Fakat küçük veya ilgi çekmeyen ödül veya hedeflerin etkisi, çocuk beynindekinden daha azdır. Ayrıca araştırmalarda ergenlerin, yaşıtlarının olduğu ortamlarda daha büyük risklere girme eğiliminde olduğu görülmüştür. Buna karşılık laboratuvar ortamında ergenlerin en az yetişkinler kadar olgun düşünebildiği tespit edilmiştir.

Efendimiz’in (aleyhissalâtü vesselâm) ashabının önemli bir kısmını gençler, bir kısmını da ergenlik çağındaki gençler oluşturuyordu. Tefsir ve fıkıh otoritesi Hazreti İbn-i Abbas’ın (radıyallâhu anh) Hicret’ten üç yıl kadar önce doğduğunu biliyoruz. Dolayısıyla Efendimiz’in (aleyhissalâtü vesselâm) yanında bulunduğu zamanlarda, henüz ergenlik çağında olmalıdır. Enes bin Malik (radıyallâhu anh), Hicret’ten 10 yıl önce, tercümanlık ve daha sonra vahiy kâtipliği vazifesi yapan Zeyd bin Sabit (radıyallâhu anh) ise Hicret’ten 11 yıl önce doğmuştur. Gençler arasında Hicret’ten sekiz yıl önce doğan Muaz bin Cebel’i, Hazreti Ali’yi ve Mus’ab bin Umeyr’i (radıyallâhu anhum) anmamak olmaz.

Efendimiz’in (aleyhissalâtü vesselâm) bu gençlerin yetişmesi adına izlediği usullerin; siyer uzmanları, pedagoglar ve psikologlar tarafından araştırılması gerekmektedir. Efendimiz’in (aleyhissalâtü vesselâm) gençlere değer verdiğini, onların fikirlerini önemsediğini görürüz. Bunun en meşhur misali, Uhud Harbi öncesi istişaresidir. Gençlere vazife vermesi ve onlarla yakından ilgilenmesi, gençlerin moral ve motivasyonunu hep yüksek tutmuştur. 17 yaşında Müslüman olan İbn-i Erkam (radıyallâhu anh), hayatını tehlikeye atmak pahasına evini, İslam’ın ilk ışık evi olarak tahsis etmişti. Efendimiz ona güvenmişti. En büyük mükâfat olarak rıza ufkunu, kendi muhabbetini göstermişti. Böyle bir hedefin kutsi cazibesiyle Hazreti Mus’ab (radıyallâhu anh) da zenginliği ve rahatı terk etmişti. Meşru olmayan bir ilişki için izin isteyen Hazreti Cüleybib (radıyallâhu anh), henüz ergenlik çağında bir gençti. Efendimiz’in (aleyhissalâtü vesselâm) önce vicdana hitap eden enfes izahı karşısında ikna olmuş, sonra mübarek duasına mazhar olup iffetliler arasına dâhil olmuştu.

Beyin araştırmaları; gençlerin beyninin eğitimle, rehabilitasyonla ve dış müdahalelerle bir değişim içinde olacağını göstermektedir. Beyin gelişimi konusundaki yeni bilgiler ve gelişmeler, eğitim ve pedagoji alanında yeni bakış açıları vermektedir. Bu tespitlerin, fıtrata uygun eğitim ve terapi modelleri geliştirmede kullanılması ümidiyle…

Dipnotlar

[1] E. S. Özcan. “Beyninizden ince bir dilim alabilir miyiz?” Bilim ve Teknik, Ekim 2014.

[2] G. Çelik. “Ergenlik Döneminde Beynin Yapısal ve Nörokimyasal Değişimi”, Klinik Psikiyatri, 2008, 11. www.journalagent.com/kpd/pdfs/KPD_11_1_42_47.pdf

[3] M. Fethullah Gülen. Çekirdekten Çınara: Bir Başka Açıdan Ailede Eğitim, İstanbul: Nil Yayınları, 2011, s. 89.

[4] T. Armstrong. “The power of the adolescent brain: Strategies for teaching middle and high school students”, 2016, www.weareteachers.com/wp-content/uploads/ASCD-2-Book-Sample-PoweroftheAdolescentBrain.pdf