Yıllar evvel Hocaefendi’nin yanından izin alıp ayrılırken bana fısıldadığı cümle hâlâ kulağımda çınlıyor: “Doktor Bey, her gittiğiniz yere bir kâse ümit götürün.”

Ben de ziyarete gittiğim arkadaşlarıma bir kâse götürüyor ve latife ile siz içi boş zannediyorsunuz ama sizlere bir kâse ümit getirdim diyordum. Hakikaten de sohbetlerimiz hep ümit kaynaklı oluyordu. İnsanın her an ümitli olması kolay değildir, yaşanan hadiseler insanı ümitsizliğe sevk edebilir. Bu durumda olması gereken, insanın çevresinde ümit vaat eden dostlarının bulunmasıdır.

Ümit, hadiselerle ilgili olumlu netice çıkabileceğine inancın tam olmasıdır. Ümidin zıt anlamlısı yeis, yani karamsarlık, umutsuzluk ve şiddetli üzüntüdür. Yeisin bir diğer anlamı da vazgeçme demektir. Ümidin Arapçadaki karşılığı “recâ” kelimesi olup tasavvufta “kulun ilâhî rahmetin genişliğine bakması, Rabbinin lütfunu kendine yakın hissetmesi, neticenin iyi olacağını düşünüp sevinmesi, celâli cemal gözüyle görmesi” şeklinde tanımlanmıştır.[i]

Ümit Hazreti Âdem (aleyhisselâm), yeis ise şeytan ile bütünleşen bir kavramdır. Hazreti Âdem ümidine sarılmış ve kazanmış, şeytan ise benliğine yenilmiş; insanları yoldan çıkarmak için yeisi bir silah olarak kullanmıştır. Ümit ve yeis, iman ve şirk gibi ademoğlunun tarih boyunca temel ikilemlerinden biri olmuştur.

[i] Kuşeyrî, Er-Risâle, Kahire, 1966, s. 317–319.