
Başyazı – BAYRAM –
Ruhlar bir aylık Ramazan’la tam kıvamını bulur, derinleşir, meyvenin çiçeğe yatışı gibi olgunlaşır ve yeni bir oluşum bekleyişine geçer; derken bayram ufukta bir güneş gibi

Ruhlar bir aylık Ramazan’la tam kıvamını bulur, derinleşir, meyvenin çiçeğe yatışı gibi olgunlaşır ve yeni bir oluşum bekleyişine geçer; derken bayram ufukta bir güneş gibi

Her sene bir kere sinelerimizde ayırdığımız gönül tahtına uğrayan ve birlikte yaşadıktan sonra yolcu ettiğimiz Ramazan ayının kuşatıcı iklimi ile yine müşerref olduk. Oruç ve

“Bugün aydın nesiller yetiştiren bütün müesseseler; bir dönemde yokluğun bağrına atılan bir küçük çekirdekten meydana gelmiş devasa bir ağaca benzetilebilir. Evet, karanlıkların birbirini takip ettiği

Öyle mutlu uyandım ki… İçimin zehri akıp gitmiş. Göğsümde taşıdığım yüküm hafiflemiş. Gözlerimin akı daha ak, karası daha kara. Zihnim alıştığım kargaşadan azat! Gönlüm sütten

“Dan… dan…dan” sesleriyle uyandı. Davul sesiydi bu, ama Ramazan ayına daha çok vardı? Pencereye koştu. Henüz güneş doğmamıştı. Bir adam davul çalarak insanları uyandırıyor, bir

Hikmet, bilginin işlenerek insanın kalp ve ruh dünyasına faydalı hâle getirilmesi olarak tanımlanabilir. Bu sayede insan dünya hayatında huzurlu yaşarken yeniden dirilmede ahiret saadetine ulaşmayı

Gözlerin yâ Resûlallah! O simsiyah, elmas gözlerin Gözlerin yâ Resûlallah! O mihrimah, haslardan has gözlerin Vahye mazhar, dâreyne yollar çizen gözlerin Her kilidin şifresi, sırlar

Keşf kelimesinden gelen mükâşefe; hakikat ehline ilâhî sırların zuhur etmesi demektir ki; sâlikin, mânevî mücahede yoluyla yükselip esmâ ve sıfât hakikatlerini duyması, sezmesi ve bilmesi

Bediüzzaman Hazretleri Kur’ân-ı Kerîm’in her bir harfinin sonsuz bir hazinenin anahtarı olabileceğini ifade eder.Gerçekten Kur’ân âyetlerinin çeşitli cevherler, sırlı ve değerli mânâlar taşıdığı, zamanla daha

“Doğru düşünce, doğru söz, doğru davranış mânâlarına gelen sıdk; hak yolcusunun hilâf-ı vâki her şeye kapanıp, hayatını doğruluğa göre plânlaması, sadâkatin emin bir temsilcisi olması

İmkânın varken gönüllerde bir niyet cömertliği yaşa ki ardından helalliği bir kelebek kanadında koskoca dağlar söylesin bir söze yaslanır gibi konuş ufuklarla kıskansın indir yalnızlık

Osmanlı’da 17. yüzyıldan itibaren bilim ve teknolojide gözlenen yavaşlama, tıp alanında da kendini göstermişti. 19. yüzyıla gelindiğinde tıp eğitimi bakımından durum pek iç açıcı değildi.