“Dan… dan…dan” sesleriyle uyandı. Davul sesiydi bu, ama Ramazan ayına daha çok vardı? Pencereye koştu. Henüz güneş doğmamıştı. Bir adam davul çalarak insanları uyandırıyor, bir yandan da “Haydi geç kalmayın! Kralı bekletmeyin!” diye bağırıyordu. Zor duyduğunu hissetti, fakat önemsemedi. Olan bitene bir mânâ veremiyordu. Sokaktaki evlerin lambaları birer birer yanıyor, evlerinden çıkan insanlar aynı istikamete doğru yürüyordu.
Karşı komşusunun kapı sesini duydu. O da evden çıkıyor olmalıydı. Hemen kapıyı açtı. Komşusu ayakkabılarını giyiyordu. “Komşu, ne oluyor?” diye sordu. Komşusu başını kaldırıp bakınca birden irkildi ve korktu. Komşusunun burnu yoktu! Evet, burnu sanki bir resimden silinmiş gibi, olması gereken yer bütünüyle boştu. “Haydi! Haydi vakit geldi!” dedi komşusu adamın yüzüne bakarak. Fakat adam tam işitmedi. Tekrar bağırarak “Haydi, çabuk gel! Gitmemiz gerek!” dedi. “Neyin vakti, hayırdır?” dedi heyecanla adam. Komşusu, yüzünü işaret ederek “Eksikleri tamamlama vakti!” dedi. “Ne oldu senin burnuna?” diye sordu adam. “Ne olacak, hepimize olan işte!” dedi adamın sağ kulağını işaret ederek. Adam, kulağında bir tuhaflık olduğunun farkına vardı ve elini sağ kulağına götürdü. O da ne, kulağı yoktu! Aynaya bakmak için lavaboya koştu. Tek kulakla korkunç görünüyordu; bir çığlık atarak “Haydi,” dedi, “haydi ne yapacaksak yapalım!” Başını da bir atkıyla sarmaladı, başkaları görmesin diye.
Tüm içeriği görmek için lütfen giriş yapınız ya da abone olunuz.
Abone Ol