Bediüzzaman’dan İlhamla Kapsayıcı Bir Bakış
Hocaefendi, geçen asra damgasını vuran Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin eserlerinde görülen derinlemesine değerlendirme hassasiyetini benimser. Mesela, bazı âlimlerin küfürle itham ettiği İbn Sina[1] ve Farabi[2] gibi farklı düşünen âlimler hakkında dahi, onların güzel işlerini bir kalemde silmeden çözüm yolu aramış, felsefi yaklaşımlarını eleştirirken dahi ilmî vakarını korumuştur. Şia meselesini “Şia-i Velayet” ve “Şia-i Hilafet”[3] gibi kavramlarla açıklığa kavuşturarak tartışmaları yumuşatmış, Mutezile, Eş’arî ve Mâtürîdî[4] ekolleri hakkındaki değerlendirmelerinde de benzer bir hassasiyetle kapsayıcı bir anlayış sergilemiştir. Bu örnekler, Bediüzzaman’ın telif anlayışının bir yıkım veya reddiye değil, inşa, ihata ve hakikatleri uzlaştırma çabası olduğunu göstermektedir. Hocaefendi de bu mirasın takipçisi olarak, ilmî düzeyini aşan bir arabulucu, diyalogcu ve çözüm insanı olarak hayatında ve eserlerinde orta yol yaklaşımını benimsemiştir. Bu duruş, onun ifrat ve tefritten uzak, sırat-ı müstakim üzere olma anlayışını yansıtır ve kendisi bunu evrensel değerlerin ve ilimde yükselmenin en önemli rüknü olarak tarif eder.
Tüm içeriği görmek için lütfen giriş yapınız ya da abone olunuz.
Abone Ol