Hayatın devamı için, kâinat çapında kurulmuş, işleyen ve birbirleriyle irtibatlı muhteşem bir denge vardır. Var olan ahengi inkâr ya da yok saymak şöyle dursun, her bir bilim dalı, kendine mahsus dillerle Sonsuz Kudret’in yazdığı bu muvazeneyi ilan eden evrensel şahitlerin sadece küçük bir kısmıdır. Fizik, kimya, biyoloji, tıp, astronomi, matematik gibi alanlarda çalışan bilim insanlarının, farkına vararak doğruluğunu ispatladıkları her bir kanun, kural veya formül, varlıktaki bu hassas mizana delildir. İşte bu denge gerçeği, muhit bir ilmin tecellisine, dolayısıyla her şeyi bilen Âlim bir Zât’ın mevcudiyetine önemli bir burhandır.

Rahman Sûresi’nde, Yüce Yaratıcı, kâinatta vaz ettiği bu dengeyi dört defa peş peşe nazarlarımıza verir ve şöyle buyurur: “Göğü bu âhenkle O yükseltti ve bu mizanı koydu ki siz de ders alıp ölçü dışına taşmayasınız. Öyleyse siz de tartıyı adaletle yapın, sakın teraziyi, dengeyi aksatmayın!” (Rahman, 55/7-9).

Bediüzzaman, denge kanununun ilahi bir tezahür olduğunu şöyle ifade eder: “Evet, şu kâinatı idare eden Zât, her şeyi nizam ve mizan içinde muhafaza ediyor. Nizam ve mizan ise, ilim ile hikmet ve irade ile kudretin tezahürüdür. Çünkü görüyoruz, her masnu’, vücudunda gayet muntazam ve mevzun yaratılıyor. Hem, hayatı müddetince değiştirdiği suretler dahi birer intizamlı olduğu halde, heyet-i mecmuası da bir intizam tahtındadır.”

Korunaklı Tekvinî Bir Kanun

Fıtrat ve tabiata konulan kanunlardaki denge yasası, kendi kuralları çerçevesinde, hiç aksamadan ve bozulmadan akar gider. Ayrıca bu cebri sistem, muhtemel bir kısım olumsuzluklara karşı da korunaklıdır.

Kâinatta hâkim bu cari düzene aykırı müdahaleler olsa bile, er geç denge geri döner ve sistem kendini riske sokacak karışıklığa, kargaşaya geçit vermez.

Fiziki âlemlerin çok hassas bir denge üzerinde, adeta bıçak sırtında durduğu bir realitedir. Çekim kuvvetlerinin çok küçük bir fazlalığı veya azlığı bile evrendeki âhengin bozulmasına yeterlidir.

Ayrıca, bilimlerin normal kabul ettiği değer aralıkları ile ideal olan denge tanımlanır. Anormal göstergelerin ortak bir hususiyeti ve marazı dengesizliktir.

Dünya gemisi, uzay denizinde denge halinde, belli kayıtlara bağlı, evrensel bir bütünün içinde intizamlı yol almaktadır. Atomlardan galaksilere maddenin denge halinde olmasının temel bir sebebi vardır. Bu da cisimlerin bazen salınım halinde, bazen helezonik titreşimler gibi değişim ve dönüşüm geçirerek, sürekli aktif ve dinamik yenilenmesi ve asla durağan olmamasıdır. Zira duran her madde, dengesini kaybeder!

Ekolojik denge; tabiatta, insan, hayvan, bitki ve cansız varlıkların mekânı, alanı, ortamı paylaşırken birbirlerinden istifade etmeleri için kurulan bir nizamdır. Bu düzende, barınma, çoğalma, avlanma, beslenme, üretme, tüketme gibi faaliyetler belli tekvinî disiplinler içerisinde aktivitesini sürdürür.

Çekim gücünü, metafizik boyutta dengeyi sağlayan muhabbet şeklinde düşünürsek, bu duygunun yerli yerinde değerlendirilemeyişi veya dengesizce sarf edilmesiyle ferdî, ailevî ve içtimaî hayattaki huzur mizanı sarsılır. Sevgi ilacına bigâne kalan hangi ruh ölçülü kanatlanabilir ve hangi yürek ayarlı atabilir ki?

Vücudumuzdaki Denge Mühürleri

Küçük bir kâinat olan insanın vücudundaki mükemmel simetrilerin her biri, adeta ondaki denge mühürleridir. İnsanın ayakta durması, adım atabilmesi, yürüyebilmesi dahi esrarengiz bir denge hakikatine delildir.

Yeni yürümeye başlayan bir çocuğun ve onu izleyen ebeveynin heyecanlarına bir de bu zaviyeden bakılabilir. Ülfetle karartılan, oysa her an gözümüz önünde var olan, bir muhteşem denge sahnesi devam etmektedir.

Japon bilim insanlarının ince, titiz ve girift hesaplamalar neticesinde yaptığı robot Asimo’yu elbette takdir etmeli. Fakat duran, eğilen, zıplayan, yürüyen, koşan ve daha nice hareketlere, denge unsuru vesilesiyle imza atan bu insana, bu mizana ve bu ilahî sanat ve icraata ne demeli?

İnsanın dengeli bir şekilde hayatını sürdürmesinde, işitme organı kulak önemli görev yapar. Saklı ve gizli bir organ olan iç kulakta, yarım daire kanalları adı verilen küçük sıvı keseciklerine, konum değerlerini üç boyutlu belirleyecek alıcılar yerleştirilmiştir. İşitme, görme ve derin duyu sistemi, hem fizikî hem de zihnî denge ve koordinasyon merkezi olan beyincikle eş zamanlı çalıştırılarak bu muvazene sağlanır.

Vücuttaki organların uyumlu çalışabilmesi için, merkezi sinir sisteminin düzenlediği ve böbrekler tarafından korunan tuz-su dengesi de önemlidir.

Dengeyi Yıkan İki Zehir: İfrat ve Tefrit

Kâinatın işleyişine hâkim olan bu âhenk, insan için itikat, amel, muamele ve davranışlarda muhtevası istikamet olan en ideal konumların esasıdır. Orta yol da diyebileceğimiz denge kümesinin elemanları; ölçü, kıstas, vasat, muvazene, mizan, intizam, temkin, kıvam, ayar, âhenk ve itidal gibi makul değerlerdir. Mahiyetinde; aşırı, katı, sert, istisna, uç, sübjektif ve radikal unsurlar bulunmaz.

Sağlıklı beslenme ve uykudan, ticari hayatta arz ve talebe; insan kalitesinde kemiyet ve keyfiyetten, demokrasilerde sivil toplum, medya, yasama, yürütme ve yargı organlarına; eğitimde fennî, dinî ve kalbî ilimlerden, inançta dünya ve ukba muvazenesine kadar nice sahada, denge olmazsa olmaz bir cevherdir.

Her değerin düşmanı olduğu gibi orta yolun da iki hasmı vardır: ifrat ve tefrit. Bunlar, muvazeneyi bozan, muhatabını aşırılığa, radikalizme sevk eden öldürücü zehirlerdir. Bunların saldırıları karşısında ölçü, ancak mizan eskortlarıyla korunabilir.

İnsanların hayatında, adalet ve ortak ahlâkî kriterlerin şekillenmesinde şu üç temel duygunun varlığı, tespit ve tecrübe edilmiş bir hakikattir: kuvve-i akliye, kuvve-i gadabiye ve kuvve-i şeheviye. Bizlere bahşedilen akıl/gazap/şehvet kabiliyet ve salâhiyeti, belli ölçü ve kıstaslarla dengelenmezse, potansiyelinde ifrat ve tefrite açıktır.

Akıl hâssesinin ifratı cerbeze, tefriti ahmaklık, istikameti hikmettir. Gazap hissinin ifratı, tehevvür (öfkeyle köpürüp hiç çekinmeden zulüm işleme) , tefriti ürkeklik, vasatı ise şecaattir. Şehvet duygusunun ifratı fücur (haram-helal tanımama), tefriti humûd (helale de istek duymama), orta yolu da iffettir. Bu üç duygunun itidal halleri, düşünce manzumemizin kemâli olan sırat-ı müstakim çizgisidir.

Bu muvakkat âlemdeki ömür tahterevallisinde, dünya ve ukba dengesi kurulamazsa insanın sürçmesi gayet normaldir.

Eşya ve hâdiseleri doğru görme, doğru okuma, doğru değerlendirme anlamında bakış açıları ve orta yol manasında denge, hayatî öneme haiz olduğuna göre, “nazarda denge” nasıl bulunabilir? Nikbinler gibi çirkinliklere gözleri kapatarak, gerçeklerden kaçarak mı? Yoksa bedbinler misali, her şeyi kapkara görerek, karamsarlığa düşerek mi? Her ikisi de aşırı uçlardır, biri ifrat, diğeri tefrittir. Öyleyse orta yol, hakikatbîn çizgisidir. Bu da realitelerden kaçmadan ama ümitsizliğe de batmadan müstakim hattan ayrılmamaktır.

Mantık gücünün ifratı cerbeze, tefriti ahmaklıktır. Dengesi de hakkı ve batılı birbirinden ayırabilmektir. Öfke, ukba yolundaki insanoğlunun dünyadaki zaruri malzemelerindendir. Her olay karşısında fırtına koparan tipler, öfke duygusunun ifratında; mukaddes değerler ve haklar çiğnenirken seyreden, suskun kalan tepkisizler ise bu hissin tefritindedir. Orta yol; hakkın çiğnendiği yerde aslan gibi kükrerken, şahsımıza karşı bedevice tavırlara soğukkanlı, hatta mütebessim durabilmektir.

Savurganlık ve cimrilik ifrat ve tefrit eğrilerinin iki ucudur. Tasarruf ve cömertlik ise istikamet şeridinin denge edalı en canlı renkleridir. Muhtevasında istikameti temsil eden zamanlamanın ifratı acelecilik, tefriti de tembelliktir.

İnsan, umumî musibetlerin sorgulamasını yaparken, kendi payını hiç düşünmezse, eksik hesap yaparak gaflete; kendini merkeze yerleştirip aşırıya kaçarsa, gurura kapılabilir. Demek ki muhasebede de orta yol şarttır.

Sevgi duygusunda denge, sevilecek şeylerin kıymetine göre sıralanıp önceliklerin belirlenmesi ile sağlanır. “Mü’minlere gelince onlar, evvelen ve bizzat Allah’ı severler ve şayet duyacaklarsa O’ndan ötürü başkalarına karşı alâka duyarlar” beyanı bu muvazeneyi vurgular.

Vesileler, maksatlara hizmet etme ayarından uzaklaşmamışsa, gaye-vasıta dengesi zarar görmemiş demektir.

Mahruti Bakış ve Denge

Sadece bir açıdan insanın kıvamını kritik etmek, gerçeği yansıtmaz. Çünkü mahrutî bakış, dengenin sağlandığı önemli bir sacayağıdır.

İnsanın dengeli olup olmadığı hususu, onun bütüncül bir nazarla ele alınarak, beden, zihin, gönül ve ruh yapısının doğru okunabilmesiyle mümkündür. Beden sağlıkta, zihin zindelikte, gönül şefkatte ve ruh olgunlukta ahenkli yol alıyorsa intizamdan bahsedilebilir.

Hüsnü zan; âdem-i itimat ve ihtiyat prensipleriyle dengelenince daha derin bir anlam ifade eder. Tenkit faydalı iken ölçüsüz olursa ya da medih teşvik sebebiyken aşırıya kaçarsa, ahenk zarar görür.

Bazen bir insan, kötülüğe yuvarlansa da denge rotasıyla tövbeye yönelir ve doğrulur. Bazen de iyiliğe vesile olur ama muvazene ışığını kaybedip fahre düşer ve savrulur. Şeytan insandaki denge sistemine tuzaklar kurar. An olur rahmet bahanesiyle gaflete sürükler, an olur ye’se düşürür ve o rahmetten uzaklaştırır. Aslında onun saldırısı dünyevî, dinî ve ahlakî bütün işlerimizdeki mizanadır. Hedefi ise dengeli insandır. Müstakim insan, şeytanın en büyük düş kırıklığıdır.

Dengesizlik Fasit Dairesi

Yaratılış ağacının bir semeresi olan tabiatı anlamaya ve tanımlamaya çalışan bazı bilim insanları, tabiat ve insan arasındaki muvazeneyi kuramayınca, ya ifrat ederek tabiatperestlerin akımlarına kapıldılar ya da tefrite girerek mistisizm ağlarına düştüler.

Kimi bilim insanları da denge denen en seviyeli ideal noktaları keşfedemediklerinde, muvazeneden mahrum nice ideolojilere talihsizce imza atarlar. Fikir suretindeki çarpık anlayışlar, milyonlarca insanın hayatında dengeleri alt üst eder.

Sharon Brous, kimi din mensuplarının müşterek iki vartasından bahseder. Bunlar radikalizm ve ülfettir.Dini, ruh, mana ve şuurdan mahrum bir şekilde yorumlamanın sonucu, insanlar aşırı uçlarda bocalamaktadır. Nesillerin bir kısmı radikalizmden dolayı tepkili, bir bölümü de ülfetten ötürü dine karşı ilgisizdir.[1]

İstikametin Bir Buudu: Denge

“Doğru yolu tutunuz, iş ve ibadetlerinizde dengeyi koruyunuz” ve “Her hâl ve hareketinizde itidali koruyun, orta yolu tutun ki maksadınıza eresiniz” buyurur Denge Sultanı (sallallâhu aleyhi ve sellem). Hem ibadetlerde hem de beşerî ve sosyal münasebetlerde itidal tavsiye edilir. Çünkü hayırlı işlerde esas olan sürekliliktir ve bu ancak denge ile kazanılır.

Denge, istikametin önemli bir buudu ve teşriî bir esastır. “Kulun kalbi müstakim olmadıkça imanı müstakim olamaz, lisanı dosdoğru olmayınca da kalbi müstakim olamaz” fermanı ile insan, iman, beyan ve kalb münasebetindeki muvazeneyi tanımlayan O’dur (sallallâhu aleyhi ve sellem).

Cüzi irade ve kader mevzuunda, kaderiye ve cebriye mezhepleri dengeden çok uzakta bir yere savrulur. Biri, insan iradesinde mutlak bağımsızdır ve fiillerinin (haşa) yaratıcısıdır diyerek ifrata, diğeri de onu, tamamen reddederek tefrite sapar. Oysa itikatta orta yol, kulun tercih hakkı ve sorumluluğu var ama “Hayrı ve şerri yaratan Allah’tır ve şerri yaratmak şer değil, işlemek şerdir” hakikatidir.

Korku ve muhabbet hisleri, yerinde ve dengeli sarf edilirse sürur membaı gibidir. Aksi durumda insanı, tevhit şahikasından şirk çukuruna savuran iki gulyabaniye dönüşebilir. Ruhlar, emniyet ikliminde korku soluklamalı, karamsarlık hazanında ümit yudumlamalı ki havf ve reca dengesini tutturabilsin. Hislerin, selim akılla dengelenmediği durumlarda, kalbin balans ayarı kayabilir. İçtimai dengenin kurulmasında ve korunmasında zekât köprüsünün yeri başroldür. Amellerinde ehlinin ve nefsinin haklarını da gözeten denge insanları, Rabbin mukaddes hoşnutluğuna mazhardır.

Netice

İslam’ın hamurunda makuliyet ve kolaylık mayası vardır. İnsan fıtratını zorlayan aşırı mülahazalar, katı tavırlar ve sert beyanlar, dinin özündeki ilahî denge sistemine zıt tutumlardır.

Hayatta muvazene yoksa nizam da olmaz. Her insana sunulabilen geniş, emniyetli, kolay ve makul bir şehrâhın, aydınlatılmış bir orta yolun tanımlanması zaruridir. Sürekli muvazene ve intizamı koruma gayreti elzemdir. Hayatın her alanındaki aşırılıklar, nice fasit dairelerde yuvarlanmalara sebep iken, dengeli yaşamak ise, yörüngesinde akıp giden cisimler gibi, sahiplerine adeta kesintisiz itminan ve temkin soluklatır.

Dengede durabilmek, seyahatin bütün kulvarlarında orta yolu takip ile mümkündür. Kitap ve Sünnet’teki esasların bütünü bir mihenktir. Denge, orta yoldan sağa sola sapmamaktır. Herkesin anlayabileceği, yürüyebileceği mutedil, doğru ve ana yol, elbette orta yoldur. Denge çeşmesinden akan su, ab-ı hayattır, kesilmez pınardır, şifa dağıtan iksirdir. Enfes bir beyanla, “Ötelerden elimize uzatılmış nuranî bir iptir” müstakim yol.

Dipnot

 

[1]Sharon Brous, “It’s time to reclaim religion”, 2016, www.ted.com/talks/sharon_brous_it_s_time_to_reclaim_and_reinvent_religion.