Modern düşünce tarihinde bazı isimler, yalnızca kendi dönemlerini açıklamakla kalmaz, kendilerinden sonraki entelektüel tartışmalar üzerinde de belirleyici bir etki yapar. Demokrasi, kamusal alan ve iletişim üzerine geliştirdiği teorilerle çağdaş felsefe ve sosyoloji literatüründe merkezi bir konuma sahip olan Alman filozof ve sosyolog Jürgen Habermas, bu isimlerden biridir. Habermas, özellikle iletişimsel akıl, kamusal alan ve müzakereci demokrasi kavramları üzerinden, modern toplumlarda bir arada yaşamanın imkânlarını sorgular, eleştirel bir düşünce ufku ortaya koyar.
Onun ortaya koyduğu bu çerçeve yalnızca Batı düşüncesiyle sınırlı kalmaz. Farklı düşünce geleneklerinde, farklı kavramlarla fakat benzer bir ruhla tekrar karşımıza çıkar. Bu benzerlik yalnızca kavramsal bir yakınlık değil, aynı zamanda insanlığın ortak bir arayışıdır.
Bu noktada Bediüzzaman Said Nursî ve onun düşünce çizgisini devam ettiren Fethullah Gülen ile Habermas arasında kurulabilecek ilişki, günümüz dünyasında birlikte yaşama arayışlarını anlama açısından önem arz etmektedir. Fakat bu teorik çerçeve, şöyle bir soruyu akla getirir: “Acaba farklı inançların, kültürlerin ve akıl biçimlerinin bir arada yaşayabilmesi mümkün müdür?”
Bu soruya Habermas’ın nasıl cevap verdiğini anlayabilmek için öncelikle onun düşünce dünyasını oluşturan arka plana kısaca bakmakta fayda var. 14 Mart 2026’da vefat eden Habermas, 1929 Düsseldorf (Almanya) doğumludur. Çocukluk yıllarını II. Dünya Savaşı’nın gölgesinde geçirmiş olması, totaliter rejimlerin dili bir tahakküm aracı olarak kullanışına bizzat tanıklık etmesine yol açmış; bu deneyim, onun düşünce dünyasında derin ve kalıcı izler bırakmıştır. Onun için mesele sadece düşünmek değil, konuşmanın ahlakını kurmaktır. O, Frankfurt Okulu’nun* ikinci kuşak temsilcileri olan Theodor Adorno ve Max Horkheimer’ın eleştirel teorisini daha ileri taşıyarak iletişimi merkeze alır. Ona göre modern çağın en büyük krizi, aklın bir araç hâline getirilmesidir. Hakikati araması için insana verilen akıl, asıl mecrasından saptırılmış ve sadece üstün gelme vasıtasına dönüştürülmüştür.1
Habermas’ın bu tespiti, onu yeni bir akıl anlayışı geliştirmeye sevk eder. Buna göre günümüz çağdaş toplumu, farklı inanç ve dünya görüşlerinin bir arada yaşayabileceği bir iletişim alanı oluşturabilirse, beraber yaşamak mümkün olabilir. Bu anlayışta akıl, anlamaya çalışan bir yeti hâline gelir. İnsanlar, ideal bir konuşma ortamında bir araya geldiklerinde güçten bağımsız olarak en güçlü argümanlara yönelirler.2 Bu düşünce, onun kamusal alan teorisiyle toplumsal bir boyut kazanır. Kamusal alan, bireylerin korkmadan konuşabildiği, farklılıkların bir avantaj olarak görüldüğü ve hakikatin birlikte arandığı bir hayat tarzı olur.3 Bu zemin üzerinde yükselen müzakereci demokrasi sadece sandığa indirgenmez; konuşma ve anlaşmanın bir süreci olarak tanımlanır.4
Onun bu tezi, 20. yüzyılın sonlarında ortaya atılan medeniyetler çatışması fikriyle de tezat oluşturur. Samuel P. Huntington tarafından dile getirilen bu düşünce, Soğuk Savaş sonrası dünyanın kültürel ve dinî fay hatları üzerinden bölüneceği şeklindedir. Özellikle İslam ve Batı arasında derin ve uzlaşmaz farklar vardır ve bu nedenle söz konusu yaklaşım, dinler arası farklılıkları bir çatışma sebebi olarak görür.5
Habermas bu karamsar tabloya iletişimsel akıl fikriyle alternatif bir imkân sunar. Ona göre dinler ve kültürler arasındaki farklılıklar, doğru bir iletişim zemini kurulursa çatışmaya değil, karşılıklı öğrenmeye, tanışmaya dönüşebilir. Nitekim onun post-seküler toplum fikrine göre din, modern dünyada varlığını sürdürmeye devam edecektir. Ancak bunun için dinî dilin, kamusal alanda herkesin anlayabileceği ortak ve erişilebilir bir ifade biçimine dönüştürülmesi gerekir.6 Bu yapılabilirse din, kamusal tartışmaya katkı sağlayabilecek hatta çok ciddi çözümler sunabilecek evrensel bir kaynaklık teşkil eder.
Bu yaklaşım, İslam düşüncesinde Bediüzzaman Said Nursî tarafından Habermas’tan çok önce benzer şekilde dile getirilmiştir. Nursî, insanların korkmadan konuşabildiği ve hakikatin birlikte arandığı çoğulcu bir düşünce sistemini münazara ve meşveret7 kavramları üzerinden ele alır. Ona göre hakikat, baskıyla değil, serbest tartışmayla ortaya çıkar. “Hem tesâdüm-ü efkârdan ve tehâlüf-ü ukûlden hakikat tamamıyla tezâhür eder.” sözü onun önemle üzerinde durduğu bir meseledir. O, hak namına, hakikat hesabına fikirlerin çarpışmasından maksadın, ana meselelerde ittifak ettikten sonra vesile ve vasıtalarda farklı görüşleri dile getirmek8 olarak görür. Ayrıca hakikatin ortaya çıkışını müdâvele-i efkâr ve tesâdüm-ü efkâr9 kavramlarıyla açıklayan Bediüzzaman, insanların fikirlerini serbestçe ifade edebildiği bir ortamda, farklı fikirlerin özgürce ifade edilmesinden hakikatin doğacağını belirtmiştir.
Nursî’nin bu teorik yaklaşımı, toplumsal düzeyde meşveret kavramıyla somutlaşır. Meşveret ise bu anlayışın toplumsal bir karşılığı olup kararların ortak akılla alınmasını temel bir ilke olarak görür. Onun konuyla ilgili şu ifadesi çok dikkat çekicidir: Müslümanların hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyedeki saadetlerinin anahtarı, meşveret-i şer’iyedir.10 Bu vurgu fikir alışverişinin, insanî bir yöntem olmasının ötesinde dinî ve ahlâkî bir zorunluluk olduğunu ortaya koyar. Bu yönüyle onun düşüncesi, Habermas’ın müzakereci demokrasi anlayışıyla güçlü bir paralellik arz eder ancak Habermas, bu süreci seküler bir rasyonaliteye dayandırırken Nursî akıl ile vahyi birlikte ele alır.
Bu çizgiyi, sonraki dönemde Fethullah Gülen Hocaefendi pratik bir zeminde daha da ileri taşır. Dolayısıyla Gülen’de diyalog, yani fikir alışverişi teorik bir hakikat arayışından ziyade, toplumsal barışı inşa etmenin bir aracı olarak belirir. Bu yaklaşımın somut örneklerinden biri, 1998 yılında Papa John Paul II ile Vatikan’daki görüşmesidir. Bu buluşmada dinler arası ilişkilerin çatışma zemininde değil, ortak değerler üzerinden kurulması gerektiğini vurgulayan Gülen; özellikle eğitim temelli iş birliklerini öne çıkarmıştır. Bu çerçevede öğrenci değişim programları geliştirilmesini, Harran Üniversitesi bünyesinde üç dinin birlikte okutulduğu bir fakültenin açılabileceği fikrini dile getirmiştir.11 Bu öneriler, diyalog ve fikir alışverişini teorik bir söylem olmaktan çıkarıp kurumsal ve sürdürülebilir bir barış projesine dönüştürmenin somut bir göstergesidir.
Bu üç yaklaşım birlikte değerlendirildiğinde aralarındaki kesişim noktaları ve olası farklılıklar daha görünür hâle gelir. Habermas için diyalog ve fikir alışverişi, hakikatin üretildiği epistemolojik bir süreçtir. Nursî için münazara ve fikir alışverişi, hakikatin ahlâkî sınırlar içerisinde ele alınmasını gerektiren bir durumdur. Gülen için ise diyalog ve fikir alışverişi, öncelikle birlikte yaşamanın zeminini oluşturan bir barış dilidir. Bu üç yaklaşım, farklı önceliklere sahip olsa da ortak bir noktada buluşur. Bu buluşma, insanlar dilerse konuşarak, görüşerek ve diyalog kurarak toplumlar arasında oluşturulmak istenen çatışmaların önünü alabilir.
Bu ortak zemin, özellikle farklı din mensupları arasındaki ilişkiler söz konusu olduğunda daha da kritik bir anlam kazanır. Bu üç önemli düşünce insanının getirdiği açılım, Huntington’ın ileri sürdüğü medeniyetler çatışması tezini tersine çevirerek bütün insanlığın faydasına olacak şekilde medeniyetler buluşmasına dönüştürebilir. Habermas, bunu rasyonel iletişim üzerinden yaparken Nursî, iman ile aklı uzlaştırarak dinin çatışma değil, anlam ve anlaşma kaynağı olduğuna vurgu yapar. Gülen ise diyalog ve hizmet pratiğiyle farklı inançların bir arada yaşayabileceğini somut örneklerle gösterir.
Gülen’in bu yaklaşımı akademik dünyada ses getirmiştir. London School of Economics’te düzenlenen ve birlikte yaşama ve diyalog temasını ele alan bir konferansta Amerikalı akademisyen Richard Penaskovic, “Gülen’in Medeniyetler Çatışması Tezine Cevabı” başlıklı bir tebliğ sunar. Penaskovic burada dikkat çekici bir karşılaştırma yaptıktan sonra sözünü şöyle bağlar: Huntington nerede çatışma görüyorsa Gülen orada barış görür. Huntington’ın İslam-Batı ilişkisine dair karamsar perspektifine karşılık Gülen, umut ve iyimserlikten söz eder.12
Bütün bu tartışmalar bizi tekrar başlangıçtaki temel soruya götürür: “Acaba insanlık, farklılıklarıyla birlikte, barış içinde bir arada yaşayabilir mi?” Bu soruya verilen cevaplar, modern dünyanın geleceğini de belirleyecek nitelikte olacaktır. Bu noktada, Habermas’ın teorik çerçevesi, Nursî’nin iman-akıl dengesi ve Gülen’in diyalog pratiği birlikte düşünüldüğünde, bireylerin korkmadan konuşabildiği, farklılıkların bir avantaj olarak görüldüğü ve hakikatin birlikte arandığı yeni bir dünya kurma ihtimalinin hiç de zor olmadığı görülecektir.
Bu ihtimal aynı zamanda bir sorumluluğu da beraberinde getirir. Bugün en çok ihtiyaç duyulan şey, bu üç yapıcı düşüncenin yeniden canlandırılmasıdır. Çünkü hakikat, sadece doğruyu söylemekte değil, aynı zamanda başkalarının düşüncelerini saygıyla dinleyebilme cesaretinde gizlidir.
_____
* 20. yüzyılın başlarında Almanya’da ortaya çıkan ve toplumu, kültürü ve modernliği eleştirel olarak inceleyen bir düşünce geleneğidir. Adını, Frankfurt School’un kurumsal merkezi olan Institute for Social Research’ten alır.
Kaynaklar
Formun Üstü
- Ömer Yıldırım, “Jürgen Habermas”, gen.tr
- Hasan Şen, “Jürgen Habermas’ın Yöntem Anlayışı”, Sosyoloji Dergisi, Yıl. 2011 Sayı, 25: 39-52.
- Hakan Kulak, “Kamusal Alan-Özel Alan Ayrımı ve Habermas’ın Kamusal Alan Düşüncesi”, org.tr
- Kazım Sarıkavak, “Jürgen Habermas’ın Müzakereci Demokrasi Kuramı”, com
- Huntington, S. P., Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması, Çev. M. Turhan ve C. Soydemir, Okuyan Us Yay., İst., 2004, s. 378-380.
- Abdurrahman Arvas, “J. Habermas’ın Din Düşünceleri Üzerine Bir Okuma Denemesi”, DİSAR: Din Sosyolojisi Araştırmaları, 2022, cilt: II, sy.: 3, s. 47-70.
- Bediüzzaman Said Nursî, Tarihçe-i Hayat, Süreyya Yay. İstanbul, 2019, s. 73, 92.
- Nursî, Mektubat, Süreyya Yay., 2019, s. 391-392.
- Nursî, Münâzarât Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2020, s. 48.
- Nursî, Tarihçe-i Hayat, Süreyya Yay., İstanbul 2019, s. 111.
- https://fgulen.com/tr/hayati-tr/sorularla-fethullah-gulen/fgulen-com-fethullah-gulen-papa-ile-neden-gorusmustur-fethullah-gulen-papalik-misyonunun-bir-parcasi-midir
- https://www.fgulen.com/tr/basindan-tr/haberler/Zaman-Huntingtonin-Catisma-Gordugu-Her-Yerde-Gulen-Baris-Goruyor
Formun Altı